11 Mart 2010 Perşembe

DOĞAL SELEKSİYON VE MUTASYONLARIN EVRİMLEŞTİRİCİ BİR GÜCÜ YOKTUR






Evrimci Müslümanların göz ardı ettikleri en önemli gerçeklerden biri, daha önce de vurguladığımız gibi, evrim teorisinin temel iddialarının dahi bilim karşısında tüm geçerliliğini yitirmiş olmasıdır. Üstelik evrim teorisinin çıkmazları daha ilk canlılığın oluşumu aşamasında ortaya çıkmaktadır.
Teori, doğadaki 1,5 milyona yakın canlı türünün bilinçsiz doğa olayları sonucunda ortaya çıktıkları iddiasındadır. Evrimcilere göre, önce cansız maddenin içinde kimyasal reaksiyonlarla canlı bir hücre oluşmuştur. (Böyle bir şeyin gerçekleşemeyeceğini gösteren pek çok bilimsel kanıt olduğunu hatırlatalım. Araştırmacılar, ilkel dünya atmosferinde olduğu belirlenen gazlarla yine o atmosferdeki şartları biraraya getirerek yaptıkları deneylerde canlılığın en ufak yapı taşlarını bile elde edememişlerdir.) Canlı bir organizmanın oluşumu günümüz teknoloji ve bilim düzeyi ile her türlü bilinçli müdaheleye rağmen başarılamazken, kör tesadüflerin bunu başardığını iddia etmenin elbette ki akıl ve mantıkla bağdaşan bir yönü yoktur.
İnsanın tek bir DNA molekülünde yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi bulunur. Yapılan tespitlere göre, bu dev ansiklopedi yaklaşık 3 milyar harften oluşmaktadır. DNA'daki kusursuz yaratılış, Allah'ın sonsuz güç ve kudretinin delillerinden biridir.
Yine evrimcilerin yanılgılarına göre, bu ilk hücre ile başlayan yaşam giderek daha kompleks hale gelmiş ve farklılaşmıştır; bakterilerle başlayan sözde "evrim süreci", en sonunda insanı meydana getirmiştir. Kısacası bu akıl ve mantık dışı iddiaya göre, doğadaki birtakım bilinçsiz mekanizmaların canlıları sürekli olarak geliştirmiş olmaları gerekir. Örneğin bir bakteride yaklaşık 2000 farklı proteinin genetik bilgisi bulunur. İnsanda ise bu rakam yaklaşık 30 bindir. Yani bilinçsiz bir mekanizma, binlerce yeni proteinin genetik bilgisini zaman içinde üretmiş olmalıdır.
Evrimin iddiası budur. Peki ama doğada canlıların genetik bilgisini geliştiren bir mekanizma gerçekten var mıdır?
Bugün evrim teorisi olarak adlandırdığımız neo-Darwinist model, bu noktada iki hayali mekanizma öne sürer: Doğal seleksiyon ve mutasyon.
Doğal seleksiyon doğal seçilim demektir. Buna göre yaşam mücadelesi içinde güçlü olanlar ve doğal şartlara uyum gösterebilenler hayatta kalırlar, diğerleri ise elenerek yok olurlar. Örneğin bir bölgede hava şartlarının değişerek ısının giderek düşmesi, o bölgede yaşayan hayvan popülasyonları içinde düşük ısılara dayanıksız olan bireylerin ayıklanması anlamına gelir.
Uzun vadede sadece soğuğa dayanıklı olan bireyler hayatta kalır ve popülasyonun tümü bunlardan oluşur. Veya vaşakların saldırı tehditi altında yaşayan tavşanlardan çevreye en iyi uyum sağlayanlar veya en hızlı kaçanlar hayatta kalır ve bu özelliklerini bir sonraki nesle aktarırlar. Ama dikkat edilirse burada yeni bir özellik ortaya çıkmamakta, mevcut hayvanlar farklı bir türe dönüşmemekte, farklı bir özellik kazanmamaktadırlar. Dolayısıyla doğal seleksiyon mekanizması evrimleştirici bir özelliğe sahip değildir.
Bu durumda evrimcilerin elinde geriye sadece mutasyon kalır. Evrim teorisinin iddiasının kabul edilebilmesi için, mutasyonların canlıların genetik bilgisini geliştirmeleri gerekmektedir.
Mutasyon, canlıların genlerinde radyasyon gibi dış etkiler ya da DNA'daki kopyalama hataları sonucu oluşan bozulmalardır. Mutasyonlar elbette ki değişikliğe sebep olabilir, ancak bu değişiklikler hiçbir zaman olumlu yönde olmaz, daima bozucu niteliktedir. Diğer bir deyişle mutasyonlar canlıları geliştiremez, aksine her zaman için canlılara zarar verirler.
20. yüzyılda en çok bilimsel gelişme gösteren bilim dallarından biri genetiktir. Canlılarda gözlenen genetik hastalıkların gelişen bilim ışığında incelenmesi sonucunda, mutasyonların evrim savunucularının iddia ettikleri gibi evrime katkı sağlayacak biyolojik değişiklikler olmadıkları ortaya çıkmıştır. Özellikle genetik biliminin ilerlemesi sonucunda mutasyonlar sonucu oluşmuş olan 4500 civarında genetik hastalık tanımlanmıştır. Daha önceden "ırsi" olduğu düşünülen birçok hastalığın bugün birçok farklı çeşit mutasyon sonucu meydana geldiği bilinmektedir.
Mutasyonların kalıtsal açıdan anlamlı olabilmeleri için mutlaka üreme organlarında (erkeklerde sperm hücreleri, kadınlarda yumurta) gerçekleşmeleri gerekmektedir. Ancak bu şekilde oluşan bir genetik değişiklik bir sonraki nesle iletilebilir. Birçok genetik hastalığın sebebi de bu hücrelerde meydana gelen bu tip değişikliklerdir. Vücudun karaciğer, beyin gibi diğer organlarında oluşan mutasyonlar ise bir sonraki nesle iletilemezler. Bu tip genetik değişikliklere "somatik mutasyonlar" denir ve birçok kanser çeşidinin de sebebi hücre DNA'larında oluşan bu bozukluklardır.
Mutasyonların canlılarda yapabildikleri hasarlara verilebilecek en iyi örneklerden biri kanserdir. "Kanserojen" olarak adlandırılan kimyasal maddeler ve ultraviole ışınları gibi pek çok faktör, aslında "mutajen", yani mutasyon oluşturucu etkenlerdir. Son yıllarda özellikle kanser oluşmasında etkili olan "onkojen" ve "tümör engelleyici" genlerin keşfedilmesinden sonra, kanser oluşturan mutasyonların mekanizması anlaşılmıştır. Bahsedilen bu iki gen de hücrelerin çoğalması ve bedenin kendini yenileyebilmesi için gereklidirler. Ancak bunlardan birinin mutasyonlarla zarar görmesi sonucunda, hücreler kontrolsüz olarak büyürler ve kanser oluşumu başlar. Bu durum bir arabanın gaz pedalının kilitlenmesi veya freninin bozulmasına benzetilebilir. Her iki durumda da arabanın kaza yapması kaçınılmazdır. Aynı şekilde kontrolsüz bir hücre çoğalması da, önce kansere, sonra ölüme neden olur. Bu genlerin mutasyonlar sonucunda doğuştan bozuk olduğu durumlarda, örneğin retinoblastoma adı verilen hastalıkta, bebekler çok kısa sürede hayatlarını kaybetmektedirler.
"Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" (Kehf Suresi, 15)

Mutasyonların canlılara verdikleri hasarlar bu örneklerle sınırlı değildir. Günümüze kadar gözlemlenmiş tüm mutasyonlar, çoğu zaman zararlı, nadiren de etkisizdirler. Buna rağmen evrimciler –dolayısıyla Müslüman evrimciler de-, mutasyonları hala geçerli bir evrimsel mekanizma olarak savunmaya çalışırlar. Eğer evrimcilerin iddia ettikleri gibi türler birbirlerine evrimleşmiş olsalardı, milyonlarca faydalı mutasyonun, hem de üreme hücrelerinde peşpeşe gerçekleşmiş olması gerekirdi.
Gelişen bilim bugün milyonlarca zararlı mutasyonu tanımlayıp bunların sebep oldukları hastalıkları ortaya koyarken, evrimci bilim adamlarının genetik bilgiyi artırıcı hiçbir mutasyon örneği verememeleri, elbette evrim teorisini çok büyük bir çıkmaza sokmaktadır. 35 ciltlik of Traite de Zoologie ansiklopedisinin editörü ve Fransız Bilimler Akademisi'nin (Academie des Sciences) eski başkanı olan evrimci Pierre Paul-Grassé'nin mutasyonlar hakkında yaptığı yorum, bu noktada oldukça açıklayıcıdır. Grassé, mutasyonları "yazılı bir metnin kopyalanması sırasında yapılan harf hataları"na benzetmiştir. Ve her harf hatası gibi mutasyonlar da bilgi oluşturmaz, aksine var olan bilgiyi bozarlar. Grassé bu gerçeği şöyle açıklamıştır:
Mutasyonlar, zaman içinde son derece düzensiz biçimde meydana gelirler. Birbirlerini tamamlayıcı bir özellikleri yoktur ve birbirini izleyen nesiller üzerinde belirli bir yöne doğru kümülatif (gittikçe artan) bir etkileri olmaz. Zaten var olan yapıyı değiştirirler, ama bunu tamamen düzensiz bir biçimde yaparlar... Bir canlı vücudunda çok küçük bile olsa bir düzensizlik oluştuğunda ise, bunun sonucu ölüm olur. Yaşam olgusu ile anarşi (düzensizlik) arasında hiçbir olası uzlaşma yoktur. 11
İ
şte bu nedenle, mutasyonlar, yine Grassé'nin ifadesiyle "ne kadar çok sayıda olursa olsunlar, herhangi bir evrim meydana getirmezler". Mutasyonların bu etkisini depremlere benzetebiliriz. Nasıl ki bir deprem bir şehri geliştirmez, daha iyi hale getirmez, hatta ona yıkım getirirse, mutasyonlar da aynı şekilde daima olumsuz değişikliklere sebep olurlar. Bu bakımdan evrimcilerin mutasyonlara dayalı iddiası da tümüyle geçersizdir. (Detaylı bilgi için Bkz. Evrim Aldatmacası, Harun Yahya, Global Yayıncılık)
Bir deprem bir şehri nasıl geliştirmez ve o şehre sadece yıkım getirirse, rastgele mutasyonlar da canlıları geliştirmez, onlara ancak yıkım, hastalık, sakatlık getirir.