11 Mart 2010 Perşembe

SONUÇ






Kitap boyunca da vurguladığımız gibi evrim teorisi ve evrimciler büyük bir çıkmaz içindedirler. Çünkü bilim, Darwinizm'i açıkça yalanlamaktadır. Bunun farkında olan evrimciler ise büyük bir panik içinde çırpınmakta, çıktıkları tartışma programlarında, açık oturumlarda ya da cevapsız kaldıkları her türlü ortamda hemen yaratılış gerçeğini savunanlara saldırmakta, bu şekilde sözle üstün gelmeye çalışmaktadırlar.

Evrimcilerin "din ile bilimi karıştırmayalım, inanç ayrı, evrim gerçeği ayrı" şeklindeki mantıkları da yine Müslümanların birliklerini bozmak ve yaptıkları mücadeleyi zayıflatmak amaçlıdır. Bu mantığı öne sürenlerin asıl vermek istedikleri hayali hikayelerle dolu mesaj; "Bir gerçek dünya vardır ve bu bilimle anlaşılır ve bilim bize yaratılış diye birşey olmadığını gösterir, ama isteyen kendi kişisel görüşü içinde dilediğine inanır" telkinidir. Bu büyük bir aldatmacadır. Allah'ın evreni ve canlıları yaratmış olduğu "apaçık bir gerçek"tir; hakikatin ta kendisidir. Kainatı saran her detay Allah'ın yaratışının bir delilidir. Asıl olarak evrim hiçbir delile dayanmayan batıl bir inançtır ve ancak kişilerin "özel inancı" olarak değerlendirilebilir. Müslümanlar, "hakikati" materyalist felsefenin egemenliğine veren, buna karşılık yaratılış gerçeğini sadece bir "kişisel inanç" olarak göstermeye çalışan bu aldatıcı telkine karşı bilinçli olmalıdırlar.

Bu telkini yenmek ise kolaydır. Hakkın karşısında batıl olanın hiçbir geçerliliği olmayacağı bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilir:

Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)

Bazı müslümanların evrimi sözde dinle bağdaştırma çabalarının altında ise, "batıl" karşısında duydukları endişe, eziklik, bilgisizlik ve kararsızlık yatmaktadır. Oysa bu son derece yersiz bir ezikliktir. Çünkü evrimcilerin kendilerini savunabilmek için ne bilimsel bir dayanakları, ne de bir delilleri vardır. Onlar bu teoriye olan dogmatik bağlılıkları nedeniyle demagoji yapmakta, psikolojik baskıyla karşılarındakileri susturmaya çalışmaktadırlar. Gerçekte ise çaresiz durumdadırlar.

Söz konusu Müslümanların bunu fark etmemelerinin nedeni, konu hakkındaki bilimsel gelişmelerden habersiz olmalarıdır. Bilimsel gelişmeleri takip etmeyen, evrim teorisinin geçersizliğini anlatan yayınları okumayan bir insan evrim teorisini bilimsel bir gerçek zannetme yanılgısına düşebilir. Ancak bilgisizlik, bu konudaki eserleri okumakla kolayca giderilebilecek bir eksikliktir. Evrim teorisi konusunda detaylı bilgi sahibi olan bir Müslüman için, evrimcilerin iddiaları karşısında kararsız veya suskun kalma gibi bir durum kesinlikle olmayacaktır. Bunun yanı sıra, Allah'ın eşsiz yaratışını ve tüm kainatı saran kusursuz sanatını derin derin düşünmek, Kuran'a kuvvetle sarılmak ve Kuran ayetlerinde bildirilen gerçekleri kavramak bu olumsuz etkilerden kurtulmanın en kolay yoludur.

Belki birçok samimi Müslüman bugüne kadar kitap boyunca saydığımız nedenlerden dolayı evrim teorisini kabul etmiş, hatta savunmuş olabilir. Ancak İslam ahlakının gereği, insanın hatasını fark ettiği anda, hemen doğru yola yönelmesidir. Çünkü Darwinist düşüncenin oluşturduğu zararlar bilinmeden önce bu teoriye destek olmakla, teorinin asırlardır oluşturduğu zararlarını öğrendikten sonra destek olmak bir değildir. Bir kişi Darwinizm'in bu tehlikeli boyutlarını bilmeden ve bilimsel geçersizliğini öğrenmeden önce bilgisizce bu teoriye destek vermiş olabilir, fakat güzel ve erdemli olan tavır tüm bunları öğrendikten sonra söz konusu kişinin hemen harekete geçmesi ve bu zararlı ideolojiye karşı fikri mücadeleye destek olmasıdır. Allah bir ayetinde Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)


... Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen,
hüküm ve hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi, 32)

DARWINİZM BİR TEHLİKE OLARAK GÖRÜLMEDİĞİNDE NELER OLUR

Kitabın önceki bölümlerinde evrim teorisine destek veren bazı inançlı insanların, teoriyi savunurken içine düştükleri yanılgılara değindik. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir diğer konu da, evrim teorisine inanmadıkları halde, bu teorinin oluşturduğu tehlikeleri fark edemeyen kesimlerin içine düştükleri kayıtsızlıktır.
İnançlı insanların, yaratılış gerçeğine tamamen karşı olan bir teoriyi tehlikesiz ve zararsız görmeleri, onun gelişmesine seyirci kalmaları, evrim teorisinin toplumda giderek yayılmasına ve kaçınılmaz olarak ateizmi güçlendirmesine dolaylı bir destek olacaktır. Bu nedenle dindarların, evrim teorisinin altında yatan felsefeyi iyi anlamaları gerekir. Evrim teorisi, materyalist felsefenin sözde "bilimsel" görünen bir üslupla ifade edilmesinden ibarettir. Materyalist felsefe ise "dinsizliğin dini"dir.
Bu durum, her Müslümanın omuzlarına dinsiziliğin dini ile fikri mücadele görevini yüklemektedir.

"DARWİNİZM TEHLİKE ARZ ETMİYOR" DİYENLER YANILIYORLAR

İnançlı insanların bir bölümü evrim teorisinin geçmişte kaldığını, bugün artık kabul edilmediğini, dolayısıyla Müslümanlar açısından o kadar önemsenecek bir tehlikenin söz konusu olmadığını sanırlar. Bundan dolayı da bu teorinin sahtekarlıklarını, bilim dışı iddialarını ortaya koymayı kendilerince son derece önemsiz görür, Darwinizm'in bir tehlike arz etmediğini iddia ederler.

Oysa bu kimselerin düşündüklerinin aksine, günümüzde evrim teorisi bilim karşısında tüm dayanaklarını yitirdiği halde, yalnızca ideolojik yönü nedeniyle çok geniş bir kesim tarafından savunulmaktadır. Pek çok ülkede, üniversitelerde, medyada ve eğitim kurumlarında Darwinistler son derece etkindir. Gerçekte Darwinizm, dünya çapında organize bir harekettir.

Evrimciler bilim dünyasında adeta bir baskı sistemi kurmuşlardır. Gerek bilimsel yayınlarda, gerek medyada hep tek taraflı yorumlar yapılmakta ve evrim teorisi adeta kesin bir gerçek gibi sunulmaktadır. Özellikle de geniş bir kitle üzerinde etkili olan medya, bulunan her kemik parçasını evrimin yeni bir kanıtı gibi yansıtmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde okullarda ve üniversitelerde Darwinist akademisyenler desteklenmekte, Allah inancına sahip bilim adamlarının ise akademik kariyerleri baltalanmaya çalışılmaktadır. Darwinizm'i reddettikleri için çoğunun kitapları, makaleleri bilimsel yayınlarda yer almamakta, bir taraftan da hiçbir doğruluk ifade etmediği halde "dogmatizmle" veya "gericilikle" suçlanmaktadırlar. Eğer Batı ülkelerinde bir bilim adamı, akademik kariyer yapmak istiyorsa, Darwinci safsatalara göz yummak, hatta bunları ister istemez savunmak zorundadır. Aksi takdirde akademik kariyerinde yükselmesi çok zordur.

Evrim teorisini eleştiren bilim adamlarından biri olan Amerikalı profesör Philip Johson, evrim teorisinin inanca karşı nasıl bir tür silah olarak kullanıldığını şöyle anlatmaktadır:
"Modern bilimin liderleri, kendilerini 'dini fundamentalistlere' -yani bir Yaratıcı'nın var olduğunu ve bu dünyadaki olaylarda rol oynadığını kabul edenlere- karşı girişilen bir savaşın öncüleri olarak görmekteler... Darwinizm ise, 'fundamentalizm'e karşı girişilen bu savaşta yeri doldurulamaz bir ideolojik rol oynamaktadır. İşte bu nedenle, bugün bilim çevreleri, Darwinizm'i test etmeyi değil, ne olursa olsun korumayı kendilerine amaç edinmişlerdir. Bilimsel araştırmaların kuralları da, bu ideolojiyi doğrulayacak şekilde belirlenmektedir" 66

Evrimciler, bu "fikri diktatörlük" içinde bazı üniversiteleri Darwinist eğitim yuvaları haline getirmekte ve buralarda materyalist felsefeyi bilim zanneden insanlar yetiştirmektedirler. İnançlı insanların ise eğitim haklarının ellerinden alınması gerektiği düşünülmektedir. Bunun en belirgin örneklerinden biri ülkemiz evrimcilerinden Prof. Dr. Ali Demirsoy'un Ceviz Kabuğu isimli evrim konulu bir tartışma programında sergilediği öfkeli tavır olmuştur. Sayın Demirsoy, "Eğer bir bilim adamı herhangi bir şekilde Tanrı'ya inanırsa üniversitede bulunmaması lazım. Allah'a inananı üniversiteden atarım" benzeri ifadeler kullanarak, önyargılı evrimci bakış açısını tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Belki de inançlı insanlar bu gerçekleri bilmedikleri için olayları hatalı bir iyimserlik içinde değerlendirmekte ve bu nedenle de Darwinizm'i kendilerince tehlikeli bulmamaktadırlar. Oysa materyalistler (ki bunların içinde Marksistlerin önemli bir ağırlığı vardır) Darwinizm'den aldıkları sözde bilimsel destek ile, dine karşı ciddi bir mücadele yürütmektedirler. İşte bu nedenle "Darwinizm tehlike arz etmiyor" diyen Müslümanların acilen bu gafletten sıyrılmaları zorunludur. Tüm dünyada evrim teorisi aracılığıyla dine karşı ciddi bir fikri saldırı yürütülürken, bu teorinin tehlike olmadığını söylemek ve Darwinizm'i zararsız görmek son derece hatalı bir davranış olacaktır.

FİKRİ MÜCADELEDE BULUNMAMAK, DARWİNİZM'İ DAHA DA GÜÇLENDİRİR

Darwinizm'in bir tehlike oluşturmadığını ya da bittiğini düşünenler, bu fikirlerini çevrelerinde yaygınlaştıranlar, söz konusu teorinin gelişmesine bilerek ya da bilmeyerek yardımcı olurlar. Çünkü bu şekilde bir bilgi verdiklerinde toplumda böyle bir tehlike olmadığı kanısı oluşur. Buna bağlı olarak Darwinist propagandaya, sahtekarlık ve telkinlere karşı fikri ve bilimsel bir duyarlılık gelişmez, önlem alınmaz.

Buna karşın evrim teorisini savunan insanlar ise köhneleşmiş bilgilerle de olsa kendilerince hazırlık yapmaya devam eder, her fırsatta teorilerini hararetle savunurlar. Çeşitli sahtekarlıklar ve çarpıtmalarla da olsa fikirlerini ayakta tutmaya çalışırlar. İnançlı insanlar evrim teorisinin bir tehlike oluşturmadığına inandırıldıkları için de, bu konuda bir şey okumaz, öğrenmez ve böylece karşılarına çıkacak evrimcilere cevap verebilecek bilgi ve mantıklardan da yoksun kalırlar.

Oysa evrim teorisinin geçersizliğini öğrenmek ve kavramak kolaydır. Teori, çağdaş bilim karşısında tamamen geçerliliğini yitirmiş bir 19. yüzyıl tezinden ibarettir. Bununla birlikte bilim dünyasındaki her yeni gelişme yaratılış gerçeğini tasdik etmektedir. Fakat bu gerçekler araştırılıp, öğrenilmediğinde inançlı insanlar evrimciler karşısında cevap veremeyecek duruma gelirler. Bilgi sahibi olmadıkları için yanlış mantık, hatalı bilgi, örneklendirme ve çıkarımlarla çaresiz kalırlar. Oysa Darwinist düşüncenin geçersizliğini anlatmak için yazılmış çok fazla kitap, yapılmış çok fazla araştırma vardır. Ama bunlardan yararlanmak için önce mevcut tehlikenin farkına varmak ve fikri mücadelenin gerekliliğine inanmak gerekmektedir.

Darwinizm'in bir tehlike olmadığını düşünerek evrimci yaratılış yanılgısını savunanlar, inançlı kişilerin Darwinistler karşısında sessiz kalmalarından da bir anlamda sorumludurlar. Çünkü bu kişiler aslında tesadüfleri sözde yaratıcı bir güç olarak görmedikleri ve Allah'a iman ettikleri halde, gerekli bilgiden yoksun olmaları sebebiyle evrimcilerin iddialarına karşı geçerli ve tutarlı bir açıklama getiremezler. İşte bu nedenle de onların fikirleriyle kendi inançları arasında kendilerince bir orta yol bulmaya çalışırlar. Bunun sonucunda da "Allah canlıları evrimle yaratmıştır", "evrimle din çelişmez" gibi çarpık mantıklar öne sürmeye başlarlar.

Oysa bu, kitabın başından beri anlattığımız gibi, Allah'a iman eden bir kimse için kabul edilemeyecek bir durumdur. Evrimciler bilim adına konuştuğunu iddia eder, ama gerçekte bilim adına yalan söylerler. Dolayısıyla dıştan sözde "bilimsel" görünen bu aldatmacaya inanmamak, asıl olarak evrim teorisinin hizmet ettiği ideolojilere bakmak gerekir. Evrim teorisinin altında yatan ateist felsefeyi ve dinsiz yapıyı fark edemeyip, bu hurafeyi doğru kabul etmek, ona teslim olmak Darwinizm'in insanlığa getirdiği her türlü zarara ortak olmak demektir. Bu tür kişilerin farkında olmadan topluma verdikleri zarar çok büyüktür.

İşte bu nedenle evrim aldatmacasına kanan bazı Müslümanların, savundukları fikri bir kez daha düşünmelidirler. Yanlış ve batıl olduğunu bile bile karşı tarafa hemen teslim olmak, hak dini Darwinistlerin batıl dinine uydurmaya çalışmak olmaz. Unutmamak gerekir ki, tüm Müslümanlar için, dine karşı olan, Allah'ın varlığını inkar eden her fikri, fikri mücadele ile çürütmek, hakkı kullanarak batılı yok etmek önemli bir sorumluluktur. Bu sorumluluktan cayarak, inkar düşüncesi ile sözde ortak bir noktada "anlaşmak", karşı tarafa taviz vermek ya da onların fikirlerine teslim olmak çok büyük hata olur.

Örneğin komünizmin yayıldığı bir toplumda Müslümanın görevi "komünizmi İslamlaştırmaya çalışmak" değildir. Bu, din lehinde hiçbir sonuç vermeyecek, aksine komünizme fayda sağlayacak çıkmaz bir yoldur. Müslümanın görevi, komünizmi tüm bir felsefe olarak çürütmek, fikren yıkmak ve buna karşı İslam'ın hakikatini ortaya koymaktır. Aynı şekilde Darwinizm'e karşı da Müslümanın görevi "Darwinizm'i İslamlaştırmaya çalışmak" değil, bu büyük yalanı fikren çürütmek, yıkmak ve buna karşı yaratılış gerçeğini ortaya koymaktır. Bu nedenle tüm Müslümanların bu bilinçle hareket etmeleri dünya üzerindeki ateist felsefelerin hepsine birden dayanak teşkil eden Darwinizm'e arka çıkmamaları gerekir.

DARWINİZM TOPLUMSAL BİR TEKLİKEDİR

Önyargılardan uzak, samimi ve hür düşünen hiç kimse, şuursuz atomların tesadüfler sonucunda biraraya gelip, organize olup, düşünen, akleden, hisseden, gören, işiten, medeniyetler kuran, buluşlar yapan, sanat eserleri meydana getiren, sevinen, üzülen, sonra kendisini oluşturan atomları elektron mikroskobu altında inceleyen bilim adamlarını meydana getirdiğine inanmaz. Fakat Darwin'in teorisi insanlara bu akıl dışı inancı dayatır. Kullandıkları bilimsel terminolojiye rağmen, sonuçta Darwinistlerin inandığı mantığın özü budur.

Bu çarpık mantığa inanan bir insan, akılcı analiz yapma ve muhakeme yeteneğini yitirmeye başlar. Dünyanın en imkansız senaryosunu çok makulmüş gibi görüp kabul ettikten sonra, karşısına çıkan tüm imani delileri göremez hale gelir. Düşünme yeteneğini yitirmiş, çok açık gerçekleri, aldığı telkinler ve yapılan propagandalar nedeniyle göremeyen, sırf çoğunluk kabul ediyor diye yanlış bir fikri körü körüne kabul eden bu insanı her yöne çekmek mümkündür. Bu aşamaya geldikten sonra bu kimseler artık vicdanlarını ve akıllarını kullanamaz hale gelmiş olurlar. Bu kişinin eline silah vermek, onu dağlara çıkarmak ya da "Darwin bu insanın aşağı ırk olduğunu söylüyor, onun için onu öldürebilirsin" diye yalanlara ikna etmek çok kolaylaşır.
Bu mantık içinde yetişen insanların toplumlara, sadece zarar getireceğini de bilmek gerekir. Bugünün gençleri, geleceğin yetişkinleri, yöneticileri, devlet adamları, eğitimcileri olarak karşımıza çıkacaklardır. Bu nedenle şayet ileride bugün olduğu gibi çağdaş, bilim düzeyi yüksek, hurafelerden uzak ve ileri bir medeniyet umut ediliyorsa, günümüz gençlerine ona göre bir eğitim sunulmalıdır. Bu da öncelikle gençlerin Darwinist hurafelerden, sahtekarlıklardan kurtarılmalarıyla, onlara tesadüf eseri hayvanlardan evrimleştikleri masallarını değil de, Allah'ın onları, canlılar arasında ruha ve en üst bilince sahip varlıklar olarak yarattığını anlatmakla mümkündür. Çünkü gerçek olan budur.

Okullarda gençlere Darwinizm'i bilimsel bir gerçek gibi anlatan ülkeler, bu gençlere saldırganlığı, "yaşam mücadelesi"nde ayakta kalmak için savaşmak gerektiği yalanını da telkin etmektedirler.
Eğer gençler şerefli, yüksek bir şuur ve ruh sahibi varlıklar olarak yaratıldıklarını bilirlerse, buna yakışır şekilde davranacaklardır. Ama hiçbir doğruluk payı olmadığı halde tesadüfen oluştukları, hayvanlardan evrimleştikleri, maymunla ortak ataya sahip oldukları gibi hurafelere inandırılırlarsa, o zaman da hayatı bir sözde "kavga" olarak görecek, bu kavgada üstün gelmek için kendince her yolu mübah sayacaklardır. Böylece hoşgörü, şefkat, sevgi, saygı, kardeşlik gibi insani vasıflardan uzak, sorumsuz, bencil ve her türlü zalimliği yapabilecek bir nesil ortaya çıkmış olacaktır. Zaten hayvandan evrimleştiği masalına inandırıldıkları için de kendilerini ve diğer insanları değersiz görecek ve onurlu, şerefli, ahlaklı bir hayat sürmeyi anlamsız bularak, bencilce her türlü kötülüğü ve ahlaksızlığı sergileyebileceklerdir.

Bu yanlış eğitim yüzünden kendi elleriyle terörist yetiştiren ülkeler, sonra da ürettikleri bu ölüm makinelerini tek tek toplamaya çalışmaktadırlar. Oysa kesin çözüm en başta bu gençlere Darwinist hurafelerden arınmış bir eğitim vermektir.

O halde yapılması gereken, eğitim kurumlarında, kitaplarda, basın ve yayın organlarında, toplumsal platformlarda, kısacası her yerde evrim hurafeleri ile dünya gençliğinin beyinlerinin yıkanmasına izin vermemek ve onları Kuran'ın ve bilimin öngördüğü akılcılığa, derin düşünmeye yöneltmektir.

Nitekim dünyada pek çok millet Darwinizm'in gençlerine verdiği tahribatı geri dönüşü olmayan bir şekilde yaşamaktadır. İngiltere'deki holiganlar, Almanya'daki neo-Naziler, Amerika'da dazlaklar ve daha sayısız ülkede gençlerin büyük çoğunluğu, bugün tüm insani vasıflarını kaybetmiş şekilde, etraflarına vahşet saçan katiller, caniler olarak Darwinizm tehlikesinin canlı göstergeleri olmuşlardır. Şu anda bu ülkelerin, kontrolden çıkmış gençlerine karşı acze düşmüş olmasının nedeni, zamanında bu gençlerin Darwinist eğitimden geçmiş olmalarıdır. Bugüne dek

Türk Milleti bu tip oyunlara hiçbir zaman gelmemiş, Darwinist ve Darwinizm'den güç alan komünist, faşist odakların tuzaklarına hiç düşmemiştir. Bugün de aynı şekilde, gençliği hedef alanların, onları bu tür hurafelerle yanıltmaya çalışanların oyunlarına gelmeyecektir.

66. Philip E. Johnson. Darwin

KURAN'A GÖRE MAYMUNLARLA İNSANLAR ARASINDA SOY YAKINLIĞI OLDUĞU YANILGISI

Bu konuda bazı kimselerce yanlış yorumlanan ayetlerden biri de, Allah'ın geçmişte bir grup Yahudiyi maymun kılmasıyla ilgilidir. Ayetler şöyledir:

Andolsun, sizden (İsrailoğullarından) cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık. (Bakara Suresi, 65-66)

Bu ayetlerden evrim teorisine paralel bir mana çıkarılamayacağı aşikardır. Bunun birkaç ayrı sebebi vardır:


1) Ayette kastedilen ceza, büyük olasılıkla manevi bir anlamdadır. Yani söz konusu Yahudilerin fiziksel anlamda değil, karakter yönünden maymuna benzetilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)
2) Eğer kastedilen ceza fiziki manada gerçekleşmiş olsa bile, bu doğa kanunlarının dışında gerçekleşen bir mucize olur. Burada Allah'ın dilemesiyle, bir anda mucizevi bir dönüştürme, yani bilinçli bir yaratılış söz konusudur. Evrim teorisi ise, türlerin milyonlarca yıllık zaman dilimlerinde rastlantılarla yavaş ve kademeli olarak birbirlerine dönüştükleri gibi akıl ve bilim dışı bir tez öne sürer. Dolayısıyla Kuran'da bildirilen bu hadiseyle evrimin savunduğu senaryonun birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur. Nitekim bu ayetin devamındaki ayette "Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık." şeklinde buyurulmaktadır. Bu ayette söz konusu kişilerin aşağılık maymunlar haline getirilmelerinin sonra gelecek olanlara "ibret kılınmaları" amacıyla bir mucize olarak gerçekleştirildiğine işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
3) Ayette kastedilen ceza, tarihte tek bir kez ve sınırlı sayıda insan için gerçekleşmiştir. Oysa evrim teorisi tüm insanların maymunlar ile akraba oldukları gibi mantık ve bilim dışı bir senaryo öne sürer.
4) Ayette, insanların maymuna dönüşmesinden söz edilmektedir. Oysa ki evrim teorisinin iddiası ters yöndedir.
5) Kuran'da, Maide Suresi'nin 60. ayetinde de Allah'ın gazablandığı sapkın bir topluluğun maymunlara ve domuzlara çevrildiği haber verilir. Ayet şöyledir:
De ki: "Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır." (Maide Suresi, 60)
Bu durumda, baştan beri incelediğimiz hatalı mantık örgüsüyle hareket edildiğinde, ayette insanın yalnız maymunla değil domuzla arasında da bir evrimsel bağa işaret olduğu gibi gerçek dışı bir sonuca varılması gerekmektedir. Halbuki evrimcilerin dahi domuzla insan arasında böyle bir bağlantı olduğuna dair bir iddiaları yoktur.
Buraya kadar da anlaşıldığı gibi, Kuran'ın bazı ayetlerinde evrim teorisine dair birtakım işaretler bulunduğu iddiası, hem Kuran'ın bütünüyle hem de evrim teorisinin kendi tezleriyle birebir çelişen büyük bir yanılgıdır.


39. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, Tercüme Mehmet Keskin, Ümit Yayincilik, 6.Cilt, s.2631 40. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Bilmen Yayinevi, Istanbul, 8.cilt, s. 3851 41. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /insan-dehr.htm 42. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8.cilt, s. 3915 43. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 6.Cilt, s.2684 44. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /insan-dehr.htm 45. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 6.Cilt, s.2684 46. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8.cilt, s. 3915 47. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 3.Cilt, s.1268 48. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 4.cilt, s. 1958 49. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s.1991 50. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 6.cilt s. 2763 51. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s.1796 52. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /infitar.htm 53. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /infitar.htm 54. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8.cilt, s. 3983 55. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 6.Cilt, s.2748 56. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s.1796 57. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, s. 2764 58. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /nuh.htm 59. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8. cilt s. 3851 60. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 6.Cilt, s. 2632 61. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s.1701 62. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 5. cilt, s. 2622 63. Elmalili Hamdi Yazir, http:// www.kuranikerim.com/telmalili /kasas.htm 64. Imam Taberi, Taberi Tefsiri, 4.Cilt, s. 1877 65. Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'i Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 6. cilt, s. 2882 Philip E. Johnson. Darwin

KURAN AYETLERİNDEN EVRİM TEORİSİNE DELİL GETİRMEYE ÇALIŞANLARIN YANILGILARI

İnanç sahibi, Allah'a ve Allah'ın indirdiği İslam dinine inandığını söyleyen bir kimse için dini konudaki temel yol gösterici, Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir. Allah Kuran'da gerek canlılığın gerekse evrenin yaratılışı hakkında pek çok ayet indirmiştir. Fakat bu ayetlerde evrimle yaratılış olduğuna dair hiçbir bilgi ya da işaret bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle canlıların birbirlerinden türediğini, aralarında evrimsel bir bağ olduğunu destekleyecek bir ayet olmadığı açıkça görülmektedir. Hatta tam tersine Kuran'da -önceki bölümlerde de yer verdiğimiz gibi- canlılığın ve evrenin Allah'ın "Ol" emriyle mucizevi şekilde var edildiği bildirilmektedir. Bilimsel bulguların evrim iddialarını yalanladığı göz önünde bulundurulduğunda, Kuran'ın bilimle her zaman paralellik içinde olduğu bir kez daha görülmüş olacaktır.

Ancak herşey bu kadar açık olmasına rağmen Darwinizm'i savunan bazı Müslümanlar, anlamları çok net olan ayetleri yanlış tefsir etmekte, ayetlere gerçek ve açık anlamlarından başka anlamlar yüklemektedirler. Evrimi savunabilmek ve kendilerince Kuran'dan delillendirebilmek için bazı ayetleri anlamlarını çarpıtarak, zan ve tahminle çıkarımlarda bulunarak, kendi istekleri doğrultusunda yorumlamaktadırlar. Bu ise son derece tehlikeli bir durumdur. Allah bu gibi kimselerin durumunu Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler. (Al-i İmran Suresi, 78)

Açıkça görüldüğü gibi, ayetleri bilerek, aslından farklı yorumlamak, ayetlerin anlamlarını saptırmak Kuran'da Allah'a karşı yalan söylemek olarak nitelendirilmiştir. Ki hiçbir Müslüman Allah'a karşı böyle bir suç işlemek istemez, bundan çok büyük korku duyar. Şu halde Kuran'da böylesine ciddiyetle üzerinde durulan bir konuda, özellikle de Kuran'ı bilen kimselerin taraflı ya da zan ve tahmine dayalı yorumlar yapmaları kuşkusuz vicdana sığmayacak bir tutum olur. Elbette ki sözde dinle evrimin bağdaştığını iddia eden herkes için böyle bir genelleme yapmak doğru değildir, çünkü bu kişilerin bir kısmı söyledikleri sözün anlamını düşünmeden ya da evrim teorisinin arkasındaki tehlikelerin farkında olmadan böyle bir yanılgıya düşmektedirler. Ancak yine de Allah adına konuşarak, kendilerince ayetleri delil göstererek insanları Kuran hakkında yanlış yönlendirecek iddialarda bulunmanın sorumluluğu altına girmekten herkes kaçınmalıdır. Bu durumda olan kişilerin durup, konunun ciddiyeti üzerinde bir kez daha düşünmeleri ve Allah'a karşı hesabını veremeyecekleri bir tefsir ya da yoruma girmemeleri gerekir. Unutmamak gerekir ki bu kişiler yalnızca kendileri yanılgıya düşmekle kalmaz, aynı zamanda yorumlarını okuyan kişilerin de yanılgıya düşmelerine neden olurlar. Bu da ciddi bir yükümlülüktür.
Aslında sorunun kökeni şudur: Evrimi savunan bazı Müslümanlar, bu teoriyi bilimsel bir gerçek sanmakta, dolayısıyla Kuran'a da "evrimi doğrulaması gerekir" çarpık mantığıyla yaklaşmaktadırlar. Bu amaçla evrim yorumu getirebilecekleri her kelimeye zoraki anlamlar yüklemektedirler. Kuran'ın bütününe bakıldığında ya da delil alınan Kuran ayeti, öncesinde ve bir sonrasındaki ayetlerle beraber okunduğunda, yapılan açıklamaların hiçbir geçerliliğinin bulunmadığı da görülecektir.

Evrimci bilim adamları, bazı Müslümanların düşündükleri gibi bilimsel delillerden değil, sahtekarlıklardan, çarpıtmalardan ve hayal ürünü delillerden güç alırlar. Rekonstrüksiyonlar da bu çarpıtmaların bir örneğidir. Evrimciler, burun ve dudakların yapısı, saçların şekli, kaş biçimi ve kıllar gibi fosil izi bırakmayan özellikleri kasıtlı olarak evrimi destekleyici nitelikte şekillendirirler. Ortaya çıkardıkları hayali varlıkları, aileleriyle yürürken, avlanırken veya günlük hayatın başka bir kesitinde gösteren ayrıntılı resimler hazırlarlar. Oysa bu tasarımlar tamamen birer hayal ürünüdür ve gerçekte hiçbir fosille desteklenmemektedir.

İşte bu bölümde evrim ön kabulüyle Kuran ayetlerini hatalı olarak yorumlayan Müslüman evrimcilerin hangi ayetleri kendilerince evrime delil gösterdiklerine değineceğiz. Ayrıca bu kimselerin iddialarına yine Kuran'dan cevaplar verecek, muteber kaynak kabul edilen İslam alimlerimizin tefsirleri ile karşılaştırmada bulunacağız.

Ancak bundan önce belirtmemiz gereken temel bir gerçek vardır: Kuran, Allah'ın indirdiği şekli ile, herhangi bir din dışı fikir ve felsefenin etkisinde kalınmadan, tamamen samimi bir kalple okunup o şekilde açıklanmalıdır. Üstelik açıklamayı yapan kişinin Allah korkusu ile hareket etmesi, ayetlerin anlamını değiştirmekten, yanlış yorumlamaktan Allah'a sığınması gerekir. Bu mantık doğrultusunda okunduğunda, Kuran'da "evrimle yaratılış" manasında hiçbir bilgi bulunmadığı, aksine Allah'ın tek bir "Ol" emri ile varlıkları ve canlıları yarattığı görülecektir. Eğer gerçekten Hz. Adem'den önce yarı maymun-yarı insan canlılar yaşamış olsalar (ki böyle birşey yoktur) Allah bunu bize Kuran-ı Kerim'de açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde bildirirdi. Kuran-ı Kerim'in "apaçık" olması ve "kolay anlaşılır" olması, evrimsel yaratılış iddiasının gerçek olmadığını göstermektedir.

1. YANILGI

İNSANIN "EVRİMSEL MERHALELER" SONUCUNDA YARATILDIĞI YANILGISI
"Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır." (Nuh Suresi, 13-14)

Evrimsel yaratılış yanılgısını savunanlar yukarıdaki ayette geçen "tavır tavır" kelimesini kendi yanlış mantıkları doğrultusunda "evrim merhalelerinden geçirerek" şeklinde çevirirler. Oysa ayette geçen Arapça "etvaren" kelimesinin "evrim merhaleleri" şeklinde çevrilmesi, bu kişilerin şahsi yorumlarıdır ve İslam alimleri tarafından da ittifakla kabul görmemektedir.
"Etvar" kelimesi "tavır, halet, durum" anlamına gelen "Tavru" kelimesinin çoğuludur ve Kuran'da bu şekilde başka bir ayette geçmemektedir. İslam alimlerinin bu ayetle ilgili tefsirleri de bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Örneğin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kuran-ı Kerim Tefsiri'nde bu ayeti; "Oysa o sizi aşama aşama birçok hallerden geçirerek yaratmıştır" şeklinde tercüme etmiştir. Ayetin tefsirinde ise bu aşamaları "evrim mertebeleri" şeklinde ifade etmiştir. Ancak burada "evrim mertebeleri" ifadesi ile kastedilen mananın insanın farklı bir canlı türünden meydana geldiğini öne süren evrim teorisi ile hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim tefsirin hemen devamında bu aşamaların neler olduğu şöyle ifade edilmektedir:

"… Ebu's-Suud'un açıklamasına göre; önce unsurlar halinde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar halinde, sonra sperma halinde, sonra embriyon halinde, sonra et parçası halinde, sonra kemik ve et halinde, sonra da bambaşka bir yaratılışla şekil vermiştir. "Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne Yücedir." (Müminun, 23/14). Bunları yapan o güzel Yaratıcı ululama ve saygıya layık değil mi? O sizi daha başka bir şekil ve yaratışla yükseltemez mi? Yahut ezip yok ederek elem verici o azaplara düşüremez mi? Siz niye bunları düşünmüyorsunuz?"
Elmalılı'nın yukarıdaki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, bu ayette geçen aşamalar bir insanın sperm olarak ulaştığı anne rahminde, önce embriyo, ardından bir et parçası, sonra kemik ve et halinde gelişip, sonra da bir insan olarak dünyaya gelişini ifade etmektedir.

İmam Taberi'nin Tefsiri'nde de Nuh Suresi'nin 14. ayeti; "Halbuki O sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır" şeklinde çevrilmiş ve "Önce sperma halindeydiniz; sonra sizi kan pıhtısına, ondan sonra da bir çiğnem et parçasına dönüştürüp yarattı" şeklinde açıklanmıştır. 39
Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti; "Halbuki, sizi muhakkak türlü türlü derecelerde yaratmıştır" şeklinde çevirmiş ve şu şekilde tefsir etmiştir:

Haalık-ı Kerim (sizi muhakkak türlü türlü derecelerde) muhtelif suretlerde (yaratmıştır) Siz başlangıçta birer nutfe idiniz, sonra kan parçası, et parçası, kemik sahibi oldunuz, sonra da bir insan olarak vücut sahasına atıldınız. Bütün bu muhtelif, ibret feza hadiseler, inkilaplar, bir Haalık-ı Hakim'in varlığına, kudret ve azametine birer parlak delil değil midir? Ne için siz kendi yaradılışınızı hiç düşünmüyorsunuz!" 40

Görüldüğü gibi İslam alimleri Nuh Suresi'nin 14. ayetini ittifakla aynı şekilde yorumlamış, sperm halinden insan haline geliş arasındaki aşamalar olduğunu ifade etmişlerdir. Ayetin bu şekilde yorumlanması gerektiği ise, "Kuran ayetlerinin yine Kuran ayetlerine göre tefsir edilmesi" prensibi gereğince açıktır. Çünkü Allah başka ayetlerde insanın yaratılış aşamalarını anne rahmindeki aşamalar olarak anlatmaktadır. Dolayısıyla "etvaren" kelimesinden de bu mananın çıkarılması gerekir. Bu kelimeden, insanın kökenini bir başka canlı türüne bağlamaya çalışan evrim teorisine dayanak aramak, temelsiz bir yorumdur.

2. YANILGI

KURAN'DA EVRİMSEL SÜRECE İŞARET BULUNDUĞU YANILGISI

"Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti." (İnsan Suresi, 1)

Yukarıdaki ayet aynı çevrelerin kendilerince evrime delil olarak sundukları bir diğer ifadedir. Kişisel yorumlarına dayalı bir çeviriyle "kendisi anılmaya değer birşey değilken" ifadesi "insanın bir insan olmadan önceki hallerinin ifade edildiği" şeklinde açıklanmaktadır. Oysa ilk iddia gibi bu evrimci iddia da gerçeklerden uzaktır.

Altı çizili ifadenin Arapçası şu şekildedir:
"lem yekun şey'en mezkuren"
Lem yekun : değildi
Şey'en : bir şey
Mezkuren : zikredilen, adı geçen
Bu ifadeyi "evrimsel yaratılış"a sözde bir delil olarak göstermek de çok mantık dışı bir yorumdur. Nitekim bu ayet İslam alimleri tarafından evrimsel bir süreç olarak yorumlanmamaktadır. Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır bu ayetteki zaman ifadesini şu şekilde tefsir eder:

"Başlangıçta ilk maddeleri olan unsurlar ve madenler, sonra onlardan aşama aşama yaratılıp orta maddeleri olan bitkisel, hayvansal gıdalar "çamur hülasası" (Müminun Suresi, 12), sonra onlardan süzülen yakın maddesi olan meniye doğru yavaş yavaş aşama ve mertebeler içinde gelen bir şey olmuş, fakat insan diye anılan şey olmamıştı. Gerçekte insanın her ferdi gibi cinsi de ezeli değil, sonradan olmadır. Hem dehrin başlangıcından, alemin yaratılışından çok sonra var olmuştur." 41

Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti şu şekilde tefsir eder:

"Bu ayetler, Cenab-ı Hakk'ın insanları hiç mevcut, malum değillerken bilahare birer katre sudan işitir ve görür bir halde yaratmış ve onları imtihana tabi tutmuş olduğunu bildiriyor... Nev'i insan, başlangıçta hiç mevcut değildi, sonra bir müddet içinde bir katre sudan, bir topraktan ve çamurdan tasvir edilmiş bir ceset haline gelmiştir. O insan, o zaman malum değildi, onun ne gibi bir ismi haiz ve ne için yaratılmış olduğu gök ve yer halkınca bilinmiyordu. Sonra kendisine ruh bilinci yad edilmeye başlanılmıştır." 42

İmam Taberi ise ayeti, "İnsanın '(Adem'in) üzerinden öyle bir zaman dilimi geçmiştir ki; o esnada o, şanı ve üstünlüğü olan bir şey bile değildi. O sadece yapışkan bir çamur ve değişken bir balçıktı" şeklinde tefsir etmektedir. 43

Dolayısıyla da bu ayette geçen ve zaman ifade eden tanımı "evrimsel süreç" olarak yorumlamak, Kuran'a göre gerçekliği olmayan bir yorumdur.

3. YANILGI

SUDAN YARATMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YANILGISI

Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)

Evrimsel yaratılış yanılgısını savunanlar birçok ayette geçen "insanın sudan yaratıldığı" şeklindeki ifadeleri de kendi iddialarına sözde bir delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Sudan hareketle bütün canlıların oluştuğunu iddia etmektedirler.

Oysa insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği ayetler de yine İslam alimleri ve tefsirciler tarafından her zaman spermadan yaratılma olarak açıklanmıştır. Örneğin Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, İnsan Suresi'nin 2. ayetini şu şekilde tefsir eder:

"… Şu şekilde yaratıldı bir nutfeden. Rağıb'ın açıkladığı üzere nutfe, esasen saf suya denir. Erkeğin suyuna da nutfe denilmiştir. Örfte nutfe ile meni eş anlamlı gibi sayılmıştır. Fakat Kıyamet Suresi'nin sonunda da geçtiği gibi Kuran'da "Dökülen meniden bu nutfe." (Kıyamet Suresi, 37) buyrularak nutfenin meniden bir parça olduğu ifade edilmiştir. Sahih-i Müslim'de rivayet olunduğu üzere "Suyun hepsinden çocuk olmaz" hadis-i şerifinde de bir bütünün her parçası kastedilerek "Bir suyun her bir parçasından" buyrulmamış, bir parçası kastedilerek "suyun tamamından" buyrulmuş olmasından çocuğun meydana geldiği o suyun, suyun toplamı olan bütün meni değil, onun bir parçasından ibaret olduğu anlatılmış bulunduğundan nutfe, meniden bir cüz olan saf tohumun adı olduğu anlaşılır."44

İbni Taberi ise bu ayeti; "… Adem'in zürriyetini erkeğin ve kadının birbirine karışan döl sularından yaratmışızdır" şeklinde tefsir etmektedir. 45

Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinde ise bu ayet şöyle açıklanmaktadır:
"... (Şüphe yok ki: Biz insanı karışık bir damla sudan yarattık.) Erkek ile kadının birbirine karışan sularından vücude getirdik. Evet... İnsanlar, bir müddet, nutfe, yani duru, safi bir su halinde ve bir müddette "alaka" yani uyuşmuş kan halinde ve bir müddette muzga, yani küçük et parçası halinde bulunmuşturlar. Daha sonra da kemik kesilip et ile bürünmüş, berhayat (yaşayan) hale gelmişlerdir..." 46

Bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, insanın "karmaşık olan bir damla sudan" yaratılmasının, evrim teorisinin suyun içinde tesadüfler sonucu oluşan bir tek hücreden aşama aşama insanın meydana gelmesi iddiası ile hiçbir bağlantısı yoktur. Tüm büyük müfessirlerin açıkladığı gibi, bu ayette de insanın anne karnındaki yaratılışına dikkat çekilmektedir.

İnsanın yaratılış aşamalarının anlatıldığı bir diğer ayet de dikkatli incelendiğinde bu yorumlardaki köklü yanılgı gözler önüne serilmektedir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

Ayette bir insanın yaratılış aşamaları tarif edilmektedir. Birinci aşama olan toprak, insandaki temel mineralleri ve elementleri içeren hammaddedir. İkinci aşama ise bu elementlerin, anne karnındaki yumurtayı döllemek için gerekli yapıya ve genetik bilgiye sahip olan spermleri içeren ve Kuran'da karmaşık bir su tabiriyle tarif edilen menide biraraya gelmesidir. Kısacası insanın temel hammaddesi topraktır. Toprağın özü, bir damla menide o insanı meydana getirecek bir şekilde toplanmıştır. Ayette bu "su" aşamasının hemen ardından insanın ana karnındaki gelişim aşamaları belirtilmiştir. Oysa evrim teorisi, canlılığın sözde suda başlamasından insanın ortaya çıkması arasında milyonlarca farazi aşama (ilk hücre, tek hücreliler, çok hücreliler, omurgasızlar, omurgalılar, sürüngenler, memeliler, primatlar vs. ve bunların sayısız ara aşamaları gibi) olduğunu var sayar. Ayetteki sıralamada ise hiçbir şekilde böyle bir mantık ve tarif olmadığı çok açıktır. İnsanın bir damla su halinden sonra alak haline geldiği bildirilmektedir.

Dolayısıyla, çok açıktır ki ayette, insan türünün geçirdiği evrim aşamaları değil, tek bir insanın anne karnından önceki, anne karnındaki ve doğduktan sonra yaşlılığına kadar devam eden yaratılış aşamaları tarif edilmektedir.

İnsanın ve diğer canlıların sudan yaratıldığını bildiren diğer ayetlerde de yine evrim teorisine dayanak oluşturacak bir mana yoktur. Bu ifadeyi içeren bazı ayetler şu şekildedir:

O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Nur Suresi, 45)

Aşağıdaki ayetlerde ise "bir damla suyun meni olduğu" açıkça ifade edilmektedir:
Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü (min nutfetin iza tumna) zaman. Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir. (Necm Suresi, 45-47)
Min : den, dan
Nutfetin : Nutfe, bir damla
iza : -dığı zaman
tumna : meniyi akıtmak
Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (nutfeten min meniyyin yumna) (Kıyamet Suresi, 37)

nutfeten : nutfe, bir damla su
min : den, dan
meniyyin : meni
yumna : atılıp dökülen
İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı? Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı. (Hulika min main dafikın) (Bu su,) Bel kemiği ile kaburgalar arasında (ki organlar)dan çıkar. (Tarık Suresi, 5-7)
Hulika : yaratıldı
min : den, dan
main : su
dafikın : Birden boşalan, dökülen, def'aten akıtan, akıtılan.
Bazı yorumcular bu ayetlerdeki "canlıların sudan yaratılması" ifadesinde, evrim teorisine paralel bir mana var zannetmektedir. Oysa bu çok yanlış bir yorumdur. Daha önce de belirttiğimiz gibi, ayetlerde canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70'i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamaz.

4. YANILGI

ÖNCE TOPRAKTAN, SONRA SUDAN YARATILMANIN EVRİMSEL YARATILIŞA İŞARET ETTİĞİ YÖNÜNDEKİ YANILGI

"... Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?" (Kehf Suresi, 37)
İmam Taberi bu ayeti şu şekilde yorumlamaktadır:
"... Baban Adem'i topraktan yaratan, sonra seni bir erkeğin ve kadının spermasından meydana getiren, sonra seni tastamam bir insan kılığına büründüren Allah'ı mı inkar ediyorsun? Sana bunca şeyleri veren ve seni bu hale getiren Allah, ölüp toprağa dönüştükten sonra seni yeniden yeni bir mahluk olarak meydana getirdi."47

Ömer Nasuhi Bilmen ise aynı ayeti şu şekilde tefsir eder:
... Senin aslın ve yaratılışın sebebi olan Hazreti Adem'i (topraktan) yaratan (sonra) da seni (bir nutfeden) en yakın maddei vücudun olan bir katre meniden (yaratan sonra da seni bir erkek olarak tesviye eden) seni böyle müteaddit etvari hayatiye (birçok hayat durumları) neticesinde tam, baliğ bir insan olarak vücuda getiren Halik-i Kerim'i (inkar eder mi oldun) çünki ahiret hayatını inkar, onun zuhura geleceğini haber veren ve ona kadir olan Allah Teala'yı inkar demektir...48

Yukarıdaki tefsirlerde de görüldüğü gibi, Kehf Suresi'nin 37. ayetinin ve insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği diğer ayetlerin evrimsel yaratılışa sözde bir delil olarak gösterilmesi sadece kişisel yorumdur; bu ayetlerin böyle bir manaları yoktur. Ayette geçen "topraktan yaratılma" Hz. Adem'in yaratılışını, sudan yaratılıp düzgün bir adam haline gelme ise spermden başlayan gelişmeyi anlatmaktadır. Aşağıdaki ayette de Allah'ın balçıktan doğrudan bir beşer yarattığına işaret edilmektedir. Hz. Adem'in yaratılışının anlatıldığı bu ayette de bir aşamadan bahsedilmemektedir:

Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın." (Hicr Suresi, 28-29)

Zaten Kuran'da anlatılan yaratılış aşamaları dikkatle okunur, birbirini takip eden süreçler göz önünde bulundurulursa evrimci yorumun yanlış olduğu da hemen anlaşılır.
Kuran'da Hz. Adem'in evrimsel bir aşama ile yaratılmadığını açıkça bildiren daha pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır:
Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)

Yukarıdaki ayette Allah Hz. Adem ile Hz. İsa'nın aynı şekilde yaratıldıklarını bildirmektedir. Daha önce de vurguladığımız gibi Hz. Adem, herhangi bir atası olmaksızın, topraktan ve Allah'ın "Ol" demesiyle var edilmiştir. Hz. İsa ise yine bir babası olmaksızın, Allah'ın dilemesiyle, bir "Ol" emriyle yaratılmıştır. Ayetlerde Hz. Meryem'e Hz. İsa'nın müjdelenişi şu şekilde açıklanmaktadır:

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, O'na yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. (Meryem Suresi, 17-21)

Topraktan ve sudan yaratılmanın bildirildiği diğer ayetlerde de, az önceki maddede incelediğimiz gibi insanın evrim aşamaları değil, insanın yaratılışının anne karnına düşmeden önceki, anne karnındaki ve doğumdan sonraki aşamaları tarif edilmektedir:

Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (Hac Suresi, 5)

O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (Mümin Suresi, 67)

Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. (Necm Suresi, 46)

5. YANILGI

İLK İNSANIN BİR SÜREÇ İÇİNDE YARATILDIĞI YANILGISI

Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti. (Sad Suresi, 71)

Evrimsel yaratılışla ilgili bir diğer yanılgı ise yine ayette geçen bir ifadenin yanlış bir şekilde yorumlanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayetteki altı çizili ifade "çamurdan bir beşer yapmaktayım" şeklinde tercüme edilmekte ve bunun sözde evrim süreci içinde, yavaş yavaş yaratılışa işaret ettiği iddia edilmektedir. Ancak ayetin Arapçası bu şekilde bir çevirinin kişisel bir yorum ve bir çarpıtma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

"İnni halikun beşeren min tın." = "Ben çamurdan bir beşer yaratanım."
Bu ayette "yapmaktayım" şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Nitekim ayetin devamında "onu bir biçime sokup üflediğim zaman ona secdeye kapanın" şeklinde geçmekte ve buradan da "yaratma" fiilinin bir anda olup bittiği anlaşılmaktadır.

Nitekim İslam alimleri de bu ayeti "yapmaktayım" şeklinde çevirmemektedir. Örneğin Süleyman Ateş tefsirinde ayeti şu şekilde açıklamaktadır:

"Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım."
Allah, çamurdan bir insan yaratacağını meleklere söylemiş, çamuru insan şekline koyup içine de Kendi ruhundan üfledikten sonra meleklere, insana secde etmelerini emretmiş. Meleklerin hepsi secde etmiş. Yalnız cinlerden olan İblis, kendisinin ateşten yaratıldığını, çamurdan yaratılan insandan hayırlı olduğunu ileri sürerek insanın atasına secde etmemiştir."
İbni Taberi de aynı ayeti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım" şeklinde çevirmiş ve şu şekilde tefsir etmiştir:

"… Bir zamanlar Rabbin meleklere: Ben, çamurdan bir adam yaratacağım, buyurmuştu… Onun yaratılışını tamamladığım, suretini düzelttiğim, ruhumdan da ona üflediğim zaman, kendisine secde edin." 49

Evrimsel yaratılış yanılgısını savunanların, insanın bir süreç içinde yaratıldığı yönündeki iddialarını kendilerince desteklemek amacıyla kullandıkları bir diğer ayet ise şu şekildedir:
Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. (Secde Suresi, 7)

Bu kişilerin hatalı yorumlarına göre altı çizili olan ifade bir sürece, yani sözde evrimsel sürece işaret etmektedir. Oysa burada bir sürece işaret edilmemektedir. Allah'ın yoktan yaratması kitap boyunca vurguladığımız gibi, pek çok ayette detaylı olarak anlatılmaktadır ve hiçbirinde insanın bir süreçle yaratılmış olduğuna dair bir anlam yoktur. Aşağıdaki ayetlerde de Allah'ın sürekli yaratmakta olduğu vurgulanmaktadır:

Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz." (Neml Suresi, 64)

Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır. (Ankebut Suresi, 19)

Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder, sonra da siz O'na döndürülürsünüz. (Rum Suresi, 11)

Allah kainattaki her detayı, sürekli yaratmaktadır ve bu evrim anlamına gelmemektedir. Bu da diğer yorumlar gibi son derece gerçek dışıdır ve Kuran'da bu iddianın hiçbir dayanağının bulunmadığı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Üstelik Ömer Nasuhi Bilmen bu ayeti "... O Haalık-ı Hakim bir topraktan, bir sudan Hazreti Adem'i yarattı." 50 şeklinde, İmam Taberi de "... Adem'in yaratılmasını çamurdan başlatmıştır" 51 şeklinde tefsir etmektedir.
Aşağıdaki ayetteki altı çizili ifadeler de bazı Müslüman evrimciler tarafından sözde evrimsel sürece bir işaret olarak yorumlanmaktadır:

Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi, 6-8)

Oysa ayette bildirilen sıralamadan evrimsel bir süreç çıkarmak, son derece mantık dışı bir yorum olur. Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır da tefsirinde ayeti şu şekilde açıklamaktadır:
"O Rabbin ki seni yarattı. Burada yaratma; bünye ve uzuvları düzgünleştirme, ölçülü yapma, şekil verme ve parçaları birleştirip oluşturmadan daha önce olmak karinesiyle önce var kılmak demek olduğu açıktır. Yine bilinmektedir ki, her nimetin esası olan var olma, ilâhî lütuf ve keremin birincisidir.

Sonra da senin bünye ve uzuvlarını düzgünleştirdi. "Seni bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı. Sonra da seni bir insan şekline getirdi." (Kehf Suresi, 37) buyrulduğu ve daha birçok ayette geçtiği gibi yaratılışını aşamadan aşamaya geçirerek ruh üflenecek şekilde insanlık seviyesine getirdi; bünyeni, uzuvlarını, kuvvetlerini düzenine koydu, düzgünleştirdi de sana bir uyum ve itidal verdi. Burada biri "adl" kökünden birisi de "ta'dil" kökünden şeklinde olmak üzere iki kıraet vardır. İkisi de bir manaya olarak denkleştirmek, normal hale getirmek demek olduğuna göre az önce geçen "tesviye"nin mükemmel hale gelmiş olduğunu ifade etmek üzere birkaç şekilde tefsir edilmiştir.

Mukatil'den rivayet edildiğine göre göz, kulak, el, ayak gibi çift uzuvların denkliği ve ayrıntıları anatomide bilindiği üzere vücudun her taraftan orantılı ve düzgünlüğü demek olup "Evet, onun parmak uçlarını bile düzeltmeye kadir olduğumuz halde" (Kıyamet Suresi, 75/4) ayetinin ifade ettiği gibi olur. Fakat bunda insanlık özelliğini ifade eden itibar ve değer açık değildir. 52

Ebu Ali Farisi'nin yazdığına göre, "sana itidal verdi" demek, bu manaların hepsini ifade edici olarak "Seni en güzel şekle koyup en güzel biçimde çıkardı ve bu denge ile seni akıl, fikir ve kudreti kabul etmeye yetenekli kılıp bu şekilde diğer canlı ve bitkilere hakim kıldı. Seni, bu alemdeki diğer varlıkların ulaşamadığı bir olgunluk derecesine çıkardı." diye tefsir edilmiştir ki "Onun yaratılışını tamamladığım ve içine ruhumdan üflediğim vakit." (Hicr Suresi, 29) ve "Onları, yarattıklarımızın bir çoğundan gerçekten üstün kıldık." (İsra Suresi, 70) manalarına uygundur. Bunların hepsi Allah'ın bir lütuf ve keremidir. 53

Ömer Nasuhi Bilmen de aynı ayeti şu şekilde tefsir etmektedir:
Evet. (O) Kerim Rabbin (ki seni yarattı) seni ademden vücude çıkardı, (sonra seni düzeltti) sana selim, muntazam uzuvlar verdi (de mutedil halde kıldı). Bütün uzuvlarına bir itidal verdi, hilkatini, kametini (endam) güzel bir müvazeneye (ölçme) tabi tuttu. 54

İmam Taberi de İnfitar Suresi'nin 7. ayetinin insanın bir düzen içinde yaratılışına işaret ettiğini ifade etmektedir:

"Ey insan, O Rab ki; seni yaratmış, yaratılışını düzgün kılmış, seni sağlam, düzgün ve dosdoğru bir şekilde meydana getirmiştir. (Yani seni boyu düzgün, oranları sağlam, en güzel heyet ve şekilde tastamam bir insan olarak yaratmıştır) Allah güzel veya çirkin dilediği bir şekilde seni meydana getirmiştir." 55

Yukarıdaki açıklamalardan da görüldüğü gibi ayetlerdeki ifadeler son derece açık ve anlaşılırdır. Allah'ın insanı sağlam, düzgün ve tastamam yaratışı bildirilmektedir. Nitekim benzer ifadeler pek çok ayette de bulunmaktadır. Örneğin Secde Suresi'nde şu şekilde buyurulmaktadır:
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 9)

Bu ayette önce yaratılma ifadesi kullanılmış, daha sonra da göz, kulak ve gönüller var etti buyurulmuştur. Dolayısıyla ayette bu aşamaların hepsinin aynı anda olduğu, yani insanın göz, kulak ve kalbiyle birlikte ve insanın tek bir anda yaratıldığı haber verilmektedir. Bu ayetlerin insanın evrimi yanılgısı içinde yorumlanması ise son derece hatalıdır. Nitekim bu ayet de İslam alimleri tarafından ittifakla aynı şekilde tefsir edilmektedir. Örneğin İmam Taberi şöyle açıklamaktadır:

"... Sonra insanın tastamam bir mahluk olarak düzgün bir şekilde meydana getirmiş, ardı sıra da ona ruhundan üflemiş, böylece o konuşan bir canlı haline gelmiştir... Sesleri duymanıza yarayan kulaklar, şahısları görmenize yarayan gözler, iyiyi ve kötüyü akletmenize yarayan kalpler vermiştir ki, bu bağışlarına karşı Kendisi'ne şükredesiniz..."56

Ömer Nasuhi Bilmen ise ayeti "O Haalık-ı Kerim o teşekküle başlayan insanı zürriyeti beşeriyeden her birini (düzeltti), onun vücudunu anne rahminde iken ikmal etti, layıkı vechile tasvir buyurdu (ve içerisine ruhundan üfürdü) yani; ona hayat verdi, onu ruh namundaki kuvve-i hayatiyeye kavuşturdu... O Haalık-ı Kerim (sizin için işitmeyi) öyle faydalı bir kuvveti ihsan etti, o sayede söylenilen sözleri, birnice sedaları işitir, dinlersiniz (ve) sizin için (gözleri ve gönülleri yarattı) gözlerinizle etrafınızdaki şeyleri görürsünüz, gönüllerinizle faideli, zararlı olan şeyleri anlar, takdir ederbilirsiniz. Bunların her biri ne büyük birer ihsan-ı İlahidir." 57 şeklinde yorumlamıştır.

6. YANILGI

HZ. ADEM'İN İLK İNSAN OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ YANILGI

Evrimsel yaratılış yanılgısıyla ilgili olarak ortaya atılan bir diğer iddia ise, Hz. Adem'in ilk insan olmayabileceği -hatta insan olmayabileceği (Hz. Adem'i tenzih ederiz)- şeklindedir. Bu batıl iddiaya sözde delil olarak aşağıdaki ayet gösterilmektedir:

Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi. (Bakara Suresi, 30)

Bu iddiayı savunan çevreler ayette geçen "halife var edeceğim" şeklindeki ifadede geçen Arapça "ceale" fiilini, "tayin etmek" kelimesi ile açıklamaktadırlar. Yani Hz. Adem'in ilk insan olmadığı, birçok insan arasından halife olarak "tayin edildiği" yanılgısını öne sürmektedirler. Oysa "ceale" kelimesinin Kuran'da kullanılan çok çeşitli anlamları vardır ve bunlar şu şekildedir:
Ceale: Yaratmak, icad etmek, çevirmek, yapmak, koymak, kılmak

Kuran'da "ceale" filinin geçtiği diğer ayetlerden birkaç örnek şöyledir:

Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti (ceale) ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi… (Zümer Suresi, 6)

De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren (ceale) O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?" (Mülk Suresi, 23)

"Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (ceale)" (Nuh Suresi, 16)

"Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. (ceale)" (Nuh Suresi, 19)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, "ceale" kelimesi Kuran'da çok çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Ayrıca pek çok ayette de Hz. Adem'in topraktan yaratıldığı belirtilmektedir. Hz. Adem'in, diğer insanlar içinde bir insan olmadığı, özel ve farklı bir yaratılışa sahip olduğu bu ayetlerden de anlaşılmaktadır.

Kuran'da Hz. Adem'in ilk insan olduğu hakkında verilen bir diğer önemli bilgi de işlediği hata nedeniyle kendisinin ve eşinin cennetten çıkarılmasıdır. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (Araf Suresi, 27)

Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik. (Bakara Suresi, 35-36)

Ayetlerdeki ifadeler çok açıktır. Allah Hz. Adem'i topraktan yaratmıştır. Hz. Adem özel bir yaratılışa sahiptir ve bu özel yaratılış onun önce cennette bulunmasından, daha sonra da buradan çıkarılmasından bir kez daha anlaşılmaktadır. Ancak evrim aldatmacasına inanan bazı Müslümanlar apaçık olan bu gerçekleri görmezlikten gelmekte ve ayetlerde geçen "cennet" kelimesinin, ahiretteki cenneti değil, dünyadaki güzel mekanları ifade ettiği gibi hatalı bir yorum ileri sürmektedirler. Oysa Hz. Adem'in yaratıldığı cennetin pek çok özelliği Kuran'da belirtilmektedir.

Burada melekler ve şeytan vardır. Melekler Allah ile konuşmaktadır. Ayetlerdeki ifadeler bu kadar açıkken, Kuran ahlakına uygun olmayan yorumlarla evrim teorisine sözde delil arama çabasına girmek hatalı bir tavırdır.

Tüm insanların Hz. Adem'den geldiğini, yani Hz. Adem'in ilk insan olduğunu haber veren pekçok ayetten ikisi de şu şekildedir:

Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet şahid olduk" demişlerdi. (Bu) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için. (Araf Suresi, 172-173)

Kısacası Hz. Adem ilk insandır ve Allah'ın ilk elçisidir. Bu konudaki ayetler herhangi bir yoruma yer vermeyecek kadar açıktır. Tek yapılması gereken şey insanların samimi bir kalple, vicdanlarının sesini dinleyerek ve ihlasla Kuran ayetlerini okumalarıdır. Allah bu niyetle ayetlerini okuyan kullarına mutlaka doğru olanı gösterecektir.

7. YANILGI

KURAN'DA GEÇEN "ATALARIMIZ" ŞEKLİNDEKİ İFADENİN EVRİMSEL ATALARA BAKTIĞI YANILGISI

Evrim teorisine aldanmış bazı Müslümanların iddialarına kendilerince delil göstermeye çalıştıkları Kuran'daki bir başka ifade ise birçok ayette geçen “atalarınız” kelimesidir. Evrimcilerin hatalı tefsirine göre bu ifadede sözde insanın ilkel atalarına işaret bulunmaktadır. Bu hatalı yorumu kendilerince açıklamaya çalışırken de kelimenin Kuran’da çoğul kullanılması olarak gösterirler. Bu ayetlerden bazıları şu şekildedir:

(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (Şuara Suresi, 26)
O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir. (Duhan Suresi, 8)

Ancak bu Kuran ahlakına uygun olmayan bir iddiadır, çünkü bu kelimenin ayetlerde çoğul olarak yer alması çok bilinen bir kullanımdır ve evrimsel bir açıklamaya hiçbir şekilde dayanak oluşturmamaktadır.

Kuran'da bu ifadenin geçtiği başka birçok ayet vardır. Örneğin Bakara Suresi'nin 133. ayetinde "ataların" kelimesi geçmektedir. Buradaki "atalar", evrimleşme sürecini hiçbir şekilde anlatmamakta, insanların önceki nesillerini ifade etmektedirler. Aynı şekilde "geçmişteki atalar" ifadesinde de geçmiş soylar anlatılmaktadır. Bu ifadenin içinde evrimleşmeyi bildiren bir anlatım asla yoktur:

Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi. (Bakara Suresi, 133)

8. YANILGI

İNSANIN YARATILIŞ ŞEKLİYLE İLGİLİ BİR YANILGI

"Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır." (Nuh Suresi, 17-18)

Bu ayet, evrimsel yaratılış yanılgısını savunan bazı Müslümanların kendi görüşlerine sözde dayanak, hatta çoğu zaman da temel olarak kullandıkları bir ayettir. Ayette bildirilen "yerden bir bitki gibi bitirdik" ifadesi evrimciler tarafından inorganik evrime bir delilmiş gibi gösterilmektedir.

Oysa bu ifade pek çok mealde ve tefsirde işaret edildiği gibi, ilk insanın topraktan yaratılmasını ifade etmektedir ve "topraktan başlamak üzere cinsinizi yarattı" anlamında kullanılmaktadır. Nitekim Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde de aynı bilgi verilir:

"Ayette iki vecih var: Birisi, sizi arzdan bitirdi demek babanızı arzdan bitirdi -ibtida topraktan onu yaratmak suretiyle cinsinizi yarattı- demektir. Diğeri hepinizi arzdan yarattı olur, çünkü Allah bizleri nutfelerden, onları gıdalardan, onları nebattan, onu da arzdan yaratıyor." 58
Ömer Nasuhi Bilmen Nuh Suresi'nin 17. ve 18. ayetlerini şu şekilde tefsir etmektedir:

"En İnsanlar! Şunu düşününüz ki: Allah'u Teala (sizi yerden bir ot olarak bitirmiştir). Yani: "Sizin ilk pederiniz Hazret-i Adem'i topraktan yaratmıştır, yahut sizin asıl maddeniz olan nutfeleri yeryüzündeki nebatatdan (topraktan yetişen, bitki) müevellit gıda maddelerinden vücuda getirmiştir. İşte, insanlar, bu suretle neşv-ü nema (büyümek-gelişmek) bularak saha-i hayata (yaşam alanına) atılmış bulunmaktadırlar. (Sonra) da ey insanlar! O Haalık-ı Azim (sizi orada iade edecektir.) Yani: Sizi ölünce yine topraklara atılacaksınız, yine toprak kesileceksinizdir. (ve) Sonra da kabirlerden (sizi bir çıkarışla çıkaracaktır.) Hepinizi de mahşere sevk buyuracaktır. Bütün bunlar, birer hakikattir." 59

Taberi Tefsiri'nde ise ayet şu şekilde yorumlanır:
"... Allah sizi yerin toprağından yaratmıştır. Yoktan var edip meydana getirmiştir... Sonra sizi tekrar daha önceki halinize, yani toprağa döndürür. Yaratılmadan önceki halinize dönersiniz. Dilediği zaman sizi yerden diri olarak çıkarır." 60

İslam alimlerimizin tefsirlerinde de görüldüğü gibi, bu ayeti evrimsel yaratılış aldatmacasına bir dayanak olarak yorumlamak mümkün değildir.

Üstelik "inorganik evrim" adıyla öne sürülen iddianın da bilimsel hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Cansız maddelerin biraraya gelerek canlılığı oluşturabilecekleri yönündeki bu evrimci iddia hiçbir deney ya da gözlem tarafından doğrulanmamış bilim dışı bir iddiadır. Tam aksine Fransız biyolog Pasteur'un 19. yüzyılın sonlarında bilimsel olarak ortaya çıkardığı gerçek, canlılığın yalnızca canlılıktan gelebileceği gerçeğidir. Bu gerçek canlılığın kesinlikle bilinçli bir biçimde yaratıldığını, yani bütün canlıları yaratanın Allah olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu konudaki bilimsel delilleri ve evrimcilerin yanılgılarını, Evrim Aldatmacası, Hayatın Gerçek Kökeni, Evrimcilere Net Cevap 1-2, Evrimcilerin Yanılgıları isimli kitaplarımızda detaylı olarak bulabilirsiniz.

9. YANILGI

KURAN'DA DOĞAL SELEKSİYONA İŞARET EDİLDİĞİ YANILGISI

Bilindiği gibi evrim teorisinin en temel iddialarından biri doğal seleksiyonun evrimleştirici bir gücü olduğu yalanıdır. Kitabın önceki bölümlerinde de vurguladığımız gibi doğal seleksiyon, doğada güçlü olanların ayakta kalıp, güçsüz ve zayıf olanların zaman içinde eleneceği bir sistemin olduğunu savunan evrimci bir yanılgıdır.

Günümüz bilim seviyesinde, doğal seleksiyonun evrimleştirici bir gücünün olmadığı, yani bu mekanizmanın türlerin gelişimini ve yeni türlerin oluşumunu sağlayamayacağı ortaya çıkmıştır. Ancak Darwinistlerin materyalist kaygılarla görmezlikten geldikleri bu bilimsel gerçekler, evrimsel yaratılış aldatmacasını savunan bazı Müslümanlar tarafından da göz ardı edilmektedir. Bazı Müslüman çevreler de bu dogmatik Darwinist görüşü savunmakta, hatta son derece zorlama yorumlarla Kuran'dan bu konuya kendilerince delil getirmeye çalışmaktadırlar. Bu kişilerin delil olarak gösterdikleri bir ayet şu şekildedir:

Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, Yücedir. (Kasas Suresi, 68)

Bu ayette Allah'ın hidayet vereceği insanları ve elçi tayin edeceği peygamberlerini yine Allah'ın seçeceği açıklanmaktadır. Ayette, evrimsel bir doğal seçilime işaret olduğunu iddia etmek, son derece hatalı bir yorum olur.

İslam alimleri de bu ayetleri ittifakla yukarıda belirttiğimiz şekilde yorumlamaktadırlar. Örneğin İmam Taberi ayeti şu şekilde tefsir etmektedir:
"Rabbin kullarından dilediğini yaratır ve onlardan dilediğini de iman ve hidayete erdirmek üzere seçer. Onlar için seçim hakkı yoktur. Onlar için diledikleri işi yapma seçeneği yoktur..." 61
Büyük müfessir Ömer Nasuhi Bilmen ise bu ayeti şu şekilde açıklar:

"Bu mübarek ayetlerde Allah Teala Hazretleri'nin halikiyetini, dilediğini iltizam ve ihtiyar edeceğini (seçeceğini), ilm ve kudretini, vahdaniyet-i subhaniyesini, hamd ve senaya istihkakını, hükm-i ilahisini ve huzur-i manevisine bütün kullarının celbedileceklerini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Hiçbir kimse, o Halik-i Hakim'in bir şeyi ihtiyar ve iltizam buyurmasına mani olamaz. O kulların ihtiyarları bizzat müessir değildir. Allah Teala onların ihtiyar ve iltizam edecekleri şeyleri yaratmaya haşa mecbur değildir...

Cenab-ı Hak, peygamberlerini kendilerine gönderilen kimselerin rey ve ihtiyarlarına göre göndermez, ancak kendi ihtiyari ilahisine göre gönderir. Hayır ve selahın ne suretle, ne vasıta ile tecelli edeceğini ancak o Halik-i Kerim bilir. Hiçbir şey,
O Halik-i Azim'e şerik olamaz ve onun ihtiyarı ezelisine muhalif bir şeyi vücude getiremez ve hiçbir kimsenin ihtiyarı, o mabudi kadimin pek yüce olan iradesine, ihtiyarına müzahim, muhalif bulunamaz. 62

Elmalılı Hamdi Yazır ise aynı ayeti şu şekilde tefsir eder:

"Rabbin neyi dilerse yaratır ve seçer. Yani dilediğini yaratır ve yarattıklarından dilediğini de seçer beğenir. Peygamberlik, şefaat gibi yüksek işlere getirir. Onların seçme hakkı yoktur. Bundan dolayı onların Allah'tan başka ortaklar ve şefaatçiler seçmeye ve tayine hakları yoktur. Sermedi, aralıksız, devamlı, demektir." 63

Bazı müslümanların doğal seleksiyon konusuna kendilerince Kuran'dan dayanak gösterdikleri ikinci ayet Fatır Suresi'nin 1. ayetidir. Ayette şu şekilde buyurulmaktadır:

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)

Evrim yanılgısına inanan bazı Müslümanlar ayette geçen altı çizili ifadeyi de sözde evrimsel gelişime bir delil olarak göstermektedirler. Oysa bu ayetteki ifadeden böyle bir anlam çıkarılması Kuran ahlakına uygun olmadığı gibi, akıl ve mantık ile de çelişmektedir. Çünkü ayette meleklerin özel yaratılışı anlatılmaktadır. Nitekim İmam Taberi, tefsirinde bu ifadeyi "Dilediği meleğin kanat sayısını dilediği miktarda fazlalaştırır. Bu fazlalaştırmayı bütün mahlukatında da yapabilir. Yaratma ve emir O'na aittir" şeklinde yorumlamaktadır. 64

Ömer Nasuhi Bilmen de bu ayeti İmam Taberi ile aynı şekilde açıklamakta ve "O öyle bir Haalık-ı Kerimdir ki, melekleri daha nice kanatlara, kuvvetlere sahip kılar"65 demektedir.

10. YANILGI

KURAN'DAN MUTASYONA DELİL GETİRME YANILGISI

Evrim yanılgısına inanan bazı Müslümanlar doğal seleksiyon konusunda olduğu gibi, mutasyon konusunda da Kuran ayetlerini yanlış bir şekilde yorumlama ve zorlama çıkarımlar yapma yoluna gitmektedirler.

Mutasyon gibi hiçbir evrimleştirici etkisi gözlemlenmemiş, aksine canlıları sadece tahrip ettiği ortaya çıkmış bir doğal mekanizmanın evrim teorisinin bir delili sanılması, başlı başına büyük bir yanılgıdır. (Bunu bilimsel içerikli kitaplarımızda detaylı olarak inceledik.) Burada konumuz açısından önemli olan husus ise, mutasyonu bir evrim mekanizması olarak kabul eden Müslüman evrimcilerin, bu yanılgıya Kuran'dan kendilerince getirmeye çalıştıkları delillerdir. Bazı ayetleri asıl manalarından tamamen farklı biçimde, çarpıtarak yorumlamaktadırlar. Söz konusu ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi. (Yasin Suresi, 67)

Andolsun, sizden cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. (Bakara Suresi, 65)

Onlar, kendisinden sakındırıldıkları 'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: "Aşağılık maymunlar olunuz" dedik. (Araf Suresi, 166)

De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır." (Maide Suresi, 60)

Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. (Araf Suresi, 107)
Eğer bir insan, "evrim teorisi lehinde, çarpıtma ve zorlamayla da olsa Kuran'dan birtakım deliller getirmeliyim" gibi bir anlayış içinde değilse, üstteki ayetleri mutasyona delil olarak yorumlaması kesinlikle mümkün değildir.

İlk üç ayette Allah'ın mucizevi biçimde canlıların bedenlerini değiştirmesinden söz edilmektedir. Dördüncü ayette ise sözü edilen nesne (asa) canlı bile değildir, dolayısıyla mutasyona uğraması gibi bir fikir öne sürülemez. Gerçekte söz konusu Müslümanların bu gibi ayetlerden kendilerince evrim teorisine delil çıkarmaya çalışmaları, "yaratılışçı evrim" yanılgısının ne kadar çürük, mantık dışı ve Kuran ahlakına uygun olmayan bir fikir olduğunun bir ispatıdır

DARWIN, TÜRK MİLLETİ'Nİ AŞAĞI IRK OLARAK GÖRMEKTEDİR


Darwin'in teorisini bizim açımızdan önemli hale getiren bir diğer gerçek ise, bu teorinin Türk Milleti hakkında birtakım iftiralar içermesidir.
Darwinizm'in Türk Milleti'ne olan düşmanlığı, 19. yüzyıl İngiliz emperyalizmiyle yakından ilişkilidir. O dönemde İngiltere Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalama planları yaparken siyasi manevraların yanı sıra "psikolojik savaş" yöntemlerine de başvurmuştu. Pek çok yorumcunun ortak kanaatiyle "İngiliz emperyalizminin sözde bilimsel sözcüsü" olan Darwin, bu psikolojik savaşta önemli bir rol üstlendi. Türk Milleti'ni kendince "aşağı bir ırk" olarak gösterirken, aynı zamanda onu hedef haline getirdi. Darwin tarihe yön vermiş, şanlı bir geçmişe sahip olan Müslüman Türk Milleti için şunları söylüyordu:

Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum. 38
Elbette ki Darwin'in milletimiz hakkında sarf ettiği bu küstahça sözlerinin kabulü mümkün değildir. Ne var ki bu çirkin propagandanın etkisinde kalan milletler ya da kişiler milletimize karşı saldırgan eylemlerde bulunmuşlardır. Bu durum geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Bazı Batı ülkelerinde hakim olan Türk düşmanlığının temelinde Darwin'in Türkleri sözde aşağı ırk olarak gören görüşü yatmaktadır. Nitekim çok yakın tarihlerde dahi bunun pek çok örneği yaşanmıştır.
Almanya'da neo-Nazilerin defalarca düzenledikleri hain saldırılarda pek çok vatandaşımız yaşamını yitirmiş, birçoğu da yaralanmıştır. Söz konusu neo-Nazi grupları, Darwin'in evrim teorisini temel felsefeleri olarak görmekte ve Darwin'in Türkler hakkındaki hezeyanlarını da kaynak olarak kullanmaktadırlar. Bu faşist örgütlerin internet sitelerinde Darwin'in üstteki izahına sıkça rastlamak mümkündür. Bu durumda söz konusu teoriye -üstelik bilim tarafından da reddedildiği halde- bilimsel bir gerçek gözüyle bakmak, onun dinle uyuşabileceğini düşünmek, Kuran'da bu yönde hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın evrimle yaratmış olabileceğini iddia etmek milletimize yapılmış büyük bir kötülük olacaktır. Böyle bir anlayış yukarıda saydığımız türde ırkçı saldırıların da hızla artmasına da bir yol olacaktır.
Ayrıca Darwinizm yalnızca ırkçı saldırılara zemin hazırlamakla kalmamakta, her türlü bölücü, yıkıcı faaliyete de imkan tanımaktadır. "Yaşamın bir kavga olduğu" yalanı, aynı ülkenin insanlarının kardeşçe barış içinde yaşamak yerine kamplaşmalarını, birbirlerine şiddet ve kaba kuvvet uygulamalarını, savaşmalarını, ölmelerini ve öldürmelerini meşru hale getiren bir argüman olmuştur.

Oysa kendisini ve herşeyi Allah'ın yarattığını, Allah'ın insana Kendi ruhundan üflediğini, dünyanın barış ve kardeşlik yeri olduğunu, tüm insanların eşit olduğunu bilen, dünyada yaptığı herşeyin ahirette karşılığını göreceğini idrak eden bir insanın şiddete yönelmesi, insanların canına kastetmesi söz konusu olamaz. Bunu ancak tesadüfen meydana geldiğini, hiç kimseye karşı sorumlu olmadığını, ölünce de hesap vermeyeceğini düşünen, dünyanın bir kavga meydanı olduğuna inanan insanlar yapabilirler.

Bu nedenle inançlı insanların Darwinizm'e gözü kapalı destek vermek yerine önce vicdanlarıyla düşünmeleri, bilimin dahi kabul etmediği bu teoriyi savunmanın nelere mal olacağını anlamaları gerekmektedir. Darwinizm'in gerek dünya insanlarına gerekse asil Türk Milleti'ne verdiği zararlar ortadadır. Bununla birlikte insanları sürükleyebileceği belalar, sıkıntılar ve kargaşalar da uzun yıllar boyunca tecrübe edilmiştir. Bu bölüm boyunca anlatıldığı gibi, insanları hurafelere, akılsızlıklara, mantıksızlıklara sürüklemesi ve onları samimiyetsiz bir yapıya itmesi de Darwinizm'in tehlike olarak görülmesi için yeterlidir.

2. David Skjaerlund, Philosophical Origins of Evolution, http://www.forerunner.com/forerunner/x0742-philosopcial-origin.html 3. Mehmet Bayraktar, "İslamda Evrimci Yaratılış Teorisi", Kitabiyat Basımevi, Ankara 2001, II. Baskı, s. 15 4. http://buglady.clc.uc.edu/biology /bio106/earlymod.htm5. David Skjaerlund, Philosophical Origins of Evolution, http://www.forerunner.com/ forerunner/x0742-philosopcial- origin.html6. http://buglady.clc.uc.edu/biology /bio106/earlymod.htm7. Mehmet Bayraktar, "İslamda Evrimci Yaratılış Teorisi, s. 138. Fred Hoyle-Chandra Wickramasinghe, Evolution From Space, London: J.M. Dent and Company, 1981, s. 1419. Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977 s. 10310. Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, s. 13011. Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s. 9712. Prof. N. Heribert Nilsson, Lund University, Sweden Famous botanist and evolutionist, As quoted in: The Earth Before Man, s. 51, http://www.netcentro.co.uk/steveb /penkhull/create3.htm13. T. Neville George, "Fossils in Evolutionary Perspective", Science Progress, cilt 48, Ocak 1960, s. 1- 314. Mark Czarnecki, "The Revival of the Creationist Crusade", MacLean's, 19 Ocak 1981, s. 5615. Henry Gee, "In Search of Deep Time", New York, The Free Press, 1999, s. 116-11716. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, Elephant Paperbacks, Chicago, 1962, s. 38417. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38318. Mayr, Ernst, ''Darwin and Natural Selection,'' American Scientist, vol.65 (May/June, 1977) s. 32319. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38320. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38321. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38422. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38523. Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, Düşün Yayıncılık, İstanbul 1996, s. 8024. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 384 25. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38126. Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 38227. Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, s. 80-8128. Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, s. 27529. Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, s. 27530. Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, s. 37331. Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and the Social Scene, Philadelphia; the University of Pennsylvania Press, 1959, s. 52732. Robert M. Young, DARWINIAN EVOLUTION AND HUMAN HISTORY, Radio talk given in an Open University course on Darwin to Einstein: Historical Studies on Science and Belief, 198033. Alaeddin Şenel, Irk ve Irkçılık Düşüncesi, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları, 1993, s. 6234. Carl Cohen, Communism, Fascism and Democracy, New York: Random House Publishing, 1967, s.408-40935. Marx-Engels, Seçme Yapıtlar 3, Sol Yayınları, s. 15636. P.J.Darlington, Evolution for Naturalists, s. 24337. Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, Summit Books, New York, 1986. s. 207dipnot38. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888, New York D. Appleton and Company, s. 285-286

DARWINİST DÜŞÜNCEYİ SAVUNMAK, KOMÜNİZMİN YAYILMASINI KOLAYLAŞTIRIR

Komünizm, gerek dayandığı materyalist felsefe, gerekse ileri sürdüğü tarih analizi nedeniyle din ahlakına düşman bir ideolojidir. Nitekim Allah'ın varlığının inkar edilmesi bu felsefenin başlangıç noktasıdır. Tarih analizi nedeniyle de düşmandır. Komünizm dini kendi sapkın görüşlerine göre "yönetici sınıfların aracı" olarak tarif eder ve hedeflediği komünist toplum için dinin yok edilmesini şart koşar.

Bu nedenle de tüm komünist rejimler dine düşman olmuştur. Dini değerlere saldırmış, ibadethaneleri ortadan kaldırmışlar ve halka ibadet yasağı getirmişlerdir. Sovyet Rusya, Kızıl Çin, Kamboçya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi ülkelerdeki komünist rejimler, kitle katliamları yapabilecek kadar din düşmanı bir politika izlemişlerdir.

Marksist ideolojinin söz konusu din düşmanlığında Darwinizm'in çok büyük bir etkisi vardır. Darwin, Marksizm'in ateizmine sözde bilimsel bir temel kazandırmıştır. Bu nedenledir ki, Marx ve Engels Darwin'e büyük minnettarlık duymuşlardır. Engels'in Darwin'e yönelik övgüleri dikkat çekicidir:
Darwin, bütün organik varlıkların, bitkilerin, hayvanların ve insanın kendisinin, milyonlarca yıldır olagelen bir evrim sürecinin ürünleri olduğunu kanıtlayarak metafizik doğa görüşüne en ağır darbeyi indirdi. 35

Engels, Darwin'in teorisiyle evrim sürecini açıkladığını öne sürerken büyük bir yanılgı içindeydi. Çünkü Darwin'in teorisi hiçbir bilimsel delile dayanmıyor, birtakım önyargılar ve önkabullere dayalı kişisel düşünceleri dile getiriyordu. Nitekim gelişen bilim, Darwin'in öne sürdüğü bu görüşlerin hiçbirinin gerçeklik payı olmadığını tek tek ortaya koydu. Geçen zaman içerisinde, elde edilen her bilgi ve bulgu, materyalistlerin umduğu gibi evrim teorisini değil, yaratılış gerçeğini bir kez daha ispatladı.

Marx ve Engels'in ortaya koyduğu diyalektik materyalist felsefenin özünde çatışma vardı, buna göre evren zıtlar arasındaki daimi çatışma kuralıyla işliyordu. Bu tıpkı Darwin'in tabiatta var olduğunu iddia ettiği yaşam kavgası gibiydi. Darwinizm, tüm insanlık tarihini bir çatışma alanı olarak gören ve yeni çatışmalar için zemin hazırlayan komünist ideolojinin en büyük dayanağı oldu.

Evrimci P. J. Darlington vahşetin evrim teorisine inanmanın doğal bir sonucu olduğunu şöyle belirtir:

"Birinci nokta bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir, en uzak atamızdan bize miras kalmıştır… O zaman vahşilik insanlar için normaldir; evrimin bir ürünüdür." 36
Evrimcilerin bu iddiası, tıpkı diğer iddiaları gibi, doğru değildir. İnsan aklı, vicdanı ve muhakemesiyle neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırabilir. Bencillik, nankörlük, öfke, kin, husumet gibi kötü duyguları bildiği gibi, bu kötülüklerden nasıl sakınabileceğini de bilir.


Komünizmin fikir babalarından Friedrich Engels

Marksistler, ideolojilerini topluma kabul ettirebilmelerinin yolunun Darwinizm'i benimsetebilmekten geçtiğini düşünürler. Özellikle de Darwin'in aldatmacalarından "Şiddet ve çatışma değişmez bir doğa yasasıdır" prensibine çok önem verirler. İşte bu sebepten dolayı dünyada komünizmi ideoloji olarak benimseyen bütün terör örgütleri, eğitim kamplarında militanlarına aylarca komünizm, diyalektik materyalizm ve Darwinizm eğitimi vermektedir. Darwin'in teorisi komünizmin etkisindeki bu insanlara aslında bir hayvan oldukları ve hayvanlar nasıl yaşam için mücadele ediyorlarsa kendilerinin de öyle davranması gerektiği yalanını telkin eder. Bundan dolayı pek çok genç insan, kolayca cinayet işleyebilen, çocuklara ve hatta bebeklere acımasızca kurşun sıkmaktan çekinmeyen caniler haline gelmektedir.
Komünist ideoloji bu şekilde 20. yüzyıl boyunca pek çok ülkede gerilla mücadelelerine, kanlı terör eylemlerine ve iç savaşlara neden olmuştur. İşte Darwinizm'e karşı fikri mücadele bu bakımdan da önemlidir; eğer Darwinizm'in geçersizliği ortaya çıkar ve Darwinizm çökerse onu temel alan Marksist felsefeler de kendilerine hayat sahası bulamayacaklardır. Darwinizm'in din karşıtı komünist ideoloji üzerinde böylesine önemli bir etkisi varken, ona verilecek her türlü desteğin komünizme verilmiş bir destek anlamına geleceği açıktır. Özellikle de bazı Müslümanların yaptığı gibi Darwinizm'i makul göstermeye çalışmak, onun sözde dinle bağdaştığını, aslında Allah'ın canlıları evrimle yarattığını -hiçbir doğruluğu olmadığı halde- iddia etmek, komünizmi de meşru hale getirmek demektir. Aynı şekilde komünistler de din ve

Darwinizm'in birbirleriyle bağdaşmadığını çok iyi bilirler. Fakat Darwinizm'i ve komünizmi daha geniş çevrelere yayabilmek amacıyla bu duruma ses çıkartmazlar. Önemli olan ilk adım olarak Darwinizm'e bir kapı açabilmektir. Sonraki aşamada komünizmin yayılması daha kolay olacaktır. Pek çok Darwinist'in evrimsel yaratılışa inanan inançlı kesimlere seyirci kalmasının altında yatan ana sebep budur.

Oysa komünistlerin evrim inançları, ideolojilerine olan körü körüne bağlılıklarından kaynaklanmaktadır. Örneğin evrimci kimya profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro, evrim teorisinin temel iddiası olan, "cansız maddelerin kendi kendilerini organize ederek DNA veya RNA'yı oluşturdukları" iddiasının hiçbir bilimsel veriye dayanmadığını açıklar ve şöyle der:
Bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk etkin replikatöre (DNA veya RNA'ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye ihtiyaç vardır. Bu ilke "kimyasal evrim" ya da "maddenin kendini örgütlemesi" olarak adlandırılır, ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. Böyle bir prensibin varlığına, diyalektik materyalizme olan bağlılık uğruna inanılır. 37

Shapiro'nun açıkça ifade ettiği gibi, evrim teorisinin ısrarla savunulmasının ardında, materyalist felsefeye olan dogmatik bir bağlılık yatmaktadır. Bu ise bizlere, evrim teorisine verilecek herhangi bir desteğin, doğrudan materyalist felsefeyi desteklemek anlamına geleceğini gösterir. Bir toplumda materyalist felsefenin yaygınlaşması ise, kaçınılmaz olarak komünist ideolojiye zemin hazırlar. Bu bağlantı, komünist ideolojinin Darwinizm'den beslendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Evrim teorisine destek veren Müslümanların, bu gerçek üzerinde de düşünmeleri gerekmektedir. 19. yüzyıldan bu yana her zaman dinin en şiddetli düşmanları olan komünistlerle ortak bir görüşü, hem de "komünizmin sözde bilimsel temeli" olan bir görüşü savunmak, elbette bir Müslümanın içine düşmemesi gereken bir gaflettir. Komünizmin gerçekte ölmediğini, bugün dünyanın pek çok ülkesinde örtülü bir şekilde yeniden örgütlendiğini ve dünyayı tehdit etmek için uygun ortam kolladığını düşünürsek, bu konunun önemi daha da açık ortaya çıkar. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. Komünizm Pusuda, Harun Yahya, 2001, Global Yayıncılık)

KOMÜNİZM-FAŞİZM VE DARWINİZM

Komünizmin fikir babaları Marx ve Engels, Darwinizm'i benimsediklerini bizzat kendi yazılarında ifade etmektedirler. Marx, Darwin'e olan sempatisini en büyük eseri Das Kapital'i Darwin'e ithaf ederek de göstermişti. Kitabın Almanca baskısına el yazısıyla şöyle yazmıştı: "Charles Darwin'e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx'tan".

Darwinizm, komünizm için o kadar büyük bir önem taşıyordu ki, Engels, Darwin'in kitabı yayınlanır yayınlanmaz Marx'a şöyle yazmıştı: "Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem." 31

Rus komünizminin öncüsü Georgi Valentinovich Plekhanov ise "Marksizm, Darwinizm'in sosyal bilimlere uygulanmasıdır." demiştir. 32

Hitler'in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman tarihçi Heinrich von Treitschke de, "Uluslar ancak
Darwin'in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler…" 33 yanılgısını ifade ederken nasyonel sosyalizmin kökenindeki şiddet unsurunun temelinin nereden geldiğine işaret etmiştir. Nitekim Nazi Almanyası'nın mimarı Hitler'in kendisi de Darwinisttir. Darwin'in ön plana çıkardığı "yaşam mücadelesi" aldatmacasından esinlenerek, kitabının ismini Kavgam koymuştur. Hitler 1933'deki Nürnberg toplantısında "yüksek ırkın aşağı ırkları idare ettiğini, bunun tabiatta görülen bir hak olduğunu ve sözde tek mantıklı gerçek olduğu" iddiasını ileri sürer.34 Bu çarpık mantık onun Darwin'den ne derece etkilendiğinin göstergesidir.

İtalyan faşizminin "Duce"si (önderi) Mussolini de Darwinizm'i bir dünya görüşü olarak benimsemiş, Müslüman Habeşistan'ı işgal edişini Darwinist mantıklarla meşrulaştırmaya çalışmıştır. Dönemin bir diğer faşist diktatörü olan Franco da hem fikirlerinde hem de uygulamalarında Darwinist ideolojiyi yansıtmıştır. (Bkz. Harun Yahya, Darwinizm'in Kanlı İdeolojisi: Faşizm)
Darwin kendi çarpık mantık örgüsüne göre yaşamın sözde bir mücadele olduğunu, bu mücadelede ancak güçlü olanların kazanabileceklerini, zayıf olanların ise kaybetmeye mahkum olduklarını söyleyerek kaba kuvvetin, şiddetin, kavgaların, savaşların, katliamların yolunu açmıştır. Gerek kendi toplumlarına gerekse işgal ettikleri diğer ülkelerin halklarına zulmeden diktatörler, Darwinizm'den ilham almışlar ve Darwinist öğretileri kendilerine kılıf edinmişlerdir. Onların sapkın inanışlarına göre tabiatın kanunu gereğince zayıflar ezilmeye, yok olmaya mahkumdur; sözde hayvandan evrimleştiğine inandıkları insanlara değer vermenin ise gereği yoktur.
İşte bu nedenle Darwinizm insanlık için çok büyük bir tehlikedir. Belki Darwinizm'e sıradan bir teori gözüyle bakanlar bu teoriden bir zarar ummayabilirler. Fakat yakın geçmişte yüz milyonlarca insan bu ideolojinin zulmüne uğramıştır.